Euro 2008 formaları hakkındaki yazıdan sonra aklımda, favori formalarımın olduğu bir seri yapmak vardı. Tam o anda kadim dostum Murat Can'ın da berbat formalar serisine başladığını da görünce güzel bir görsel tezatlığın bloga gideceğini düşündüm.
Aslında sadece forma resmini koyacaktım ama hikayesini anlatmadan olmaz Sampdoria'nın.
Sampdoria armasındaki figür, Genoa'lı (Ceneviz) bir denizci olan Baciccia'yı temsil eder. Baciccia, Fransızca'ya yakın olan bir İtalyanca olan Ceneviz dilindedir. Adı Hz. İsa'yı vaftiz eden Hz. Yahya'dan (Saint John the Baptist) gelir. Tarih derslerinde devamlı sağda solda ada ticareti işine giren Ceneviz'in yani Genoa'nın bir liman şehri olmasıyla alakalı bir durum, Baciccia'nın denizci olarak temsil edilmesi. Formadaki ve amblemdeki kırmızı, lacivert, beyaz ve siyah şeritler, birleşerek Sampdoria'yı oluşturan iki Genoa takımının, Sampierdarenese ve Andrea Doria'nın renkleri. Evet bu Andrea Doria, Preveze'de bizim Barbaros Hayreddin'in bozguna uğrattığı Avrupa'nın efsane amirali.Formanın üstündeki beyaz zemine kırmızı haç da, Genoa şehrinin bayrağıdır. Evet İngiltere bayrağının birebir aynısı. Sampdoria günün birinde bizim takımlardan biriyle eşleşirse dava açmayı düşünen başka sivriler varsa, uyarayım şimdiden. Logo ve bantın oturduğu harika bir lacivert, zade beyaz şort ve yıllardır değişmeyen ana dizayn, Sampdoria'nın formasını benim favori listeme eklemiştir her zaman.
11 Mayıs 2008
Favori Formalarım - 1 : Sampdoria
Transferin Kitabını Yazmak

30 Temmuz 2007
Geride bıraktığımız sezonu Fransa'nın Saint Etienne takımında tamamlayan 32 yaşındaki Senegalli oyuncu için fikir alışverişinde bulunan başkan, Sağlam'ın menajer arkadaşı Orhan Cingözoğlu'nun tavsiye ettiği Diatta'nın alınmasına "evet" diyerek yeşil ışık yaktı.
Başkanla hemfikir olan Ertuğrul Sağlam, 1.84 metre boyundaki deneyimli stoperin sistemine uyacağını belirterek, "Diatta defansif olduğu kadar ofansif düşünen bir oyuncu. İki yıl içinde Türkiye değil Avrupa'yı peşinde koşturur. Bu oyuncu İtalya'nın Juventus takımında oynayan Legrottaglie'den daha yetenekli ve teknik" diyerek alınmasını talep etti.
Önce La Liga'dan stoper baktılar, nedense olmadı. Legrottaglie'yi de kazma olduğu için beğenmeyen Beşiktaş yönetimi (ya da Ertuğrul Sağlam), önceki sezonu daha çok oynayarak geçiren bonservissiz Lamine Diatta'yı aldı. Yapılan anlaşma kimine göre 1 milyon x 2 yıl, kimine göre 1.5 milyon x 2 yıldı. Ertuğrul'un yukarıdaki lafı edip etmediğini bilemiyoruz tabi ama, Gökhan Zan ve İbrahim Toraman'a bakılınca, teknik defans oyuncusundan ziyade nerede duracağını bilen bir savunma oyuncusu lazımdı Beşiktaş'a. 2 yıl içinde (34 olacak 2 yıl sonra) Avrupa'yı peşinde koşturacağına inandığınız bir futbolcuyla 2 yıllık anlaşma yapmanın ne kadar çelişkili olacağına değinmeyeceğim, çünkü gazetelerin ağızdan çıkan lafları ne kadar manipule ettiği bir gerçek. Ki haberin altından da İsmail Er de çıkabilir, temkinli olmak gerek.
Legrottaglie, Andrade'nin sakatlanmasıyla Juventus'ta 11'e girdi. Oynadığı 14 maçta Juventus 9 gol yedi. Diatta beklenen performansı gösteremedi ve devre arasında sözleşmesi karşılıklı feshedildi, Keegan'lı Newcastle United'tan teklif alınca tazminattan kurtuldu Beşiktaş, sanırım. Geriye, Diatta'nın Türkiye'ye gelmiş en iyi savunma oyuncusu olduğunu idda eden ünlü analist Gürcan Bilgiç kaldı.
22 Ağustos 2007
Genel Sekreter Öner, "Beşiktaş'ın transfer politikası, takımın ihtiyacına yönelik oyuncu almaktı. Biz de bu doğrultuda yaptığımız görüşleri bugün (dün) sonuçlandırdık. Higuain çok yetenekli, genç ve geleceği olan bir isim. Bir taraftan şampiyonluk ve Avrupa'da başarı kovalarken, diğer taraftan da geleceğin kadrosunu kuruyoruz. Higuain hem sahada hem saha dışında Beşiktaş'a çok şey katacak genç bir isim" yorumunu yaptı.
''Günlerden beri sözü edilen kıymetli bir golcü futbolcuyu transfer ediyoruz. Kadromuz değerli oyunculardan kurulu bir takımdan oluşuyor. Hem Şampiyonlar ligi, Hem Süper lig , ham de Türkiye Kupası olmak üzere 3 kulvarda yarışacağız. Kadromuzu güçlendirdik. Arjantin gibi futbolun beşiği bir ülkeden oyuncumuzu aldık. Kendisi yıldız adayı bir futbolcu. Atacağı gollerle katkı sağlayacak. Ayrıca bu transferi hocamızın isteği doğrultusunda aldık. Kendisi daha önceden defalarca izlemişti.''
Türk futbolunda 2. Sabin Ilie vakası yaşadık ve Real'li Gonzalo'nun kardeşi Federico Higuain, River Plate'ten 1.5 milyon dolara getirildi. Havalimanında gazetelere Beşiktaş'ın Maradona'sı (Brezilya'lı olsa Pele olurdu muhtemelen) olurum tipi açıklamalar yapan Higuain Sr.'la 3 yıl x 1 milyon dolarlık, ekstra patatesli kontrat yapıldı. Sn. Öner'in beklentisinin aksine Higuain sahada pek bir katkı vermedi ama saha dışında ne kattı kulübe ya da ne katması bekleniyordu, bilemiyorum.
Higuain de sezon ortasında takımdan kesildi, Meksika'nın ünlü takımı Club America'ya kiralandı. Bir daha Beşiktaş'a döneceğini zannetmiyorum. 2 yıllık 2 milyon dolar değerindeki kontrattan kurtulmak için ya tazminat verecekler ya da sembolik bir bonservisle Güney Amerika'da bir kulübe satacaklar kontratı.
Bu arada bir detay da, Diatta gibi Higuain'in menajeri de Orhan Cingözoğlu.
28 Aralık 2007
Beşiktaş Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam'ın ısrarla istediği Vestel Manisaspor'un Slovak yıldızı Holosko'yu rekor fiyata aldı. Kartal bu transfer için Manisa'ya 5 milyon euro ile Burak ve Koray'ı verdi. 5 yıllık sözleşme imzalayacak olan Holosko'ya da yılda 1.2 milyon dolar ödenecek.
Siyah-Beyazlı kulübün Başkanı Yıldırım Demirören'in, yaklaşık 6 ay önce İsviçre kampında Burak Yılmaz ile ilgili açıklamaları ise hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruyor. Vaktiyle, takımdaki genç oyuncuların en büyük kazançları olduğunu ifade eden Başkan Demirören, Burak Yılmaz'a Spartak Moskova'nın 6 milyon Euro önerdiğini gururla ifade ediyordu. Burak'ın bu sezon takımın en önemli gol silahlarından biri olacağını, medya mensuplarına anlatan Demirören 6 ay sonra Filip Holosko'nun transferi için genç oyuncuyu düşünmeden gözden çıkardı. Fransız çalıştırıcı Jean Tigana, Beşiktaş'tan ayrılırken Burak ve Serdar Kurtuluş'un çok önemli oyuncular olacağını özellikle belirtmişti.
Tamam, Holosko belki de bu sezon Beşiktaş'a en fazla katkıyı veren oyuncuydu. Geldikten sonra 15 maçta attığı 8 gol, Manisa'da 55 maçta attığı 30 gole genç yaşını da eklersek, iyi bir para vermek mantıklıdır. Ama mali açıdan bu kadar fiyaskolarla geçen bir sezonda 5 milyon euro'yu verirken iki kere düşünmek gerekmez mi ? İki kere düşünsen, geçen sezon yine hatırı sayılır paraya aldığın ve başkanın dediğine göre sezon başında 6 milyon euro'ya satmadığın adamı da verir misin o kadar dövizin yanında ?
1 Şubat 2008
Önceki gün anlaştıkları Dino Drpic'in medyaya da yansıyan görüntüleri sonrası, bu oyuncunun transferinden vazgeçtiklerini belirten Öner, ''Bu duyarlılığı herkesten bekliyoruz. Beşiktaş'a böyle bir transferin uygun düşmeyeceğini düşündük. Gordon Schildenfeld çabuk bir oyuncu. İnşallah Beşiktaş'a faydalı olur'' dedi.
Diatta'yı yollayan Beşiktaş, 2. Stoper Seferi'ne çıkmıştı. Önce Balkanlar'ın flaş takımı Dinamo Zagreb'li stoper Dino Drpic'i getirecekleri yazıldı. Sonra Drpic'in Split maçında rakip taraftarlara kıçını gösterdiği ve karısının şuh pozlar vermesi nedeniyle (!) Beşiktaş yönetimi, uzun süredir izlediği (!) aynı takımın diğer stoperi Gordon Schildenfeld'i alıp getirdiler. 2 milyon euro bonservis. 1.3 milyon euro x 3+ yıllık, opsiyon dalgalı bir kontrat da Gordon'a verildi. O da olmadı.
Bugün düşen haberlere göre Schildenfeld'in kontratı da karşılıklı feshedildi. Ödenen bonservis, 2 milyon euro'ysa cukka. "Yeni Alex" Ricardinho kadro dışı. Onun dediğine göre, para alamıyor. Ama bir yandan da transferlerin, tazminatların, menajer komisyonlarının haddi hesabı yok. Ortada bir terslik var mı, yok mu ? Var gibi, ama tribüne dahi kulak tıkayan başkana göre terslik Beşiktaş'ın şampiyonluğunun gaspedilmesi.
Bütün transferlerdeki ortak nokta kim alınırsa alınsın, uzun süredir takip ediliyor olması. Demek ki ya Beşiktaş'ın geniş "scouting" ağında bir problem var ya da delikanlı gibi çıksın birisi beyler menajerler bizi yedi desin. Bunlardan hangisi doğru bilmiyorum, ama birilerinin bizi yediği kesin. Yine bu scouting işi aklıma gelmişken yazayım, bir kaç hafta öncesine ait bir haber vardı. Beşiktaş Modric'i izlemeye gitmiş ama Avrupa'nın baba takımlarının da izlediğini öğrenince tuzlu bulmuş fiyatını ve vazgeçmiş. Yani bu demek oluyor ki, Schildenfeld ve Drpic'i uzun süredir izleyen Beşiktaş transfer ekibi, aynı takımın, Dinamo Zagreb'in, yıldızı Modric'ten yeni haberi oluyor. Ve bu adamın aylardır transfer piyasasında onlarca milyon dolardan anıldığının farkında değil. Neyseki Sn. Demirören hiç bir fedakarlıktan kaçınmayıp, elini cebine atıyor diye içten içe sevinen taraftar kalmışsa hala, çok yazık.
Berbat formalar! --2-- Chelsea

80'lerin ortasından 90'ların ortasına, İngiltere'de kafa yapıcılar "legal" miydi ya da dönemin modası mı buydu bilmiyorum; ama pek çok "kötü formalar" magazininde bu dönem İngiltere'sinden sürrealist çalışmalar yer alır. İşte "Maviler"'in gardrobundan, "yok artık" dedirten, 90'ların ilk yarısından iki çalışma.
Euro 2008 Kadroları - 3 : Türkiye
Muhtemelen herkesin görmek istediği veya görmek istemediği kişiler vardır aday kadroda. Benim için en büyük süpriz Mehmet Topuz oldu. Nuri Şahin yine yok, kimse de bana artık jenerasyon-rejenerasyon-dejenerasyon muhabbeti yapmasın. Gerisine de karışmıyorum, anasını satayım.
Kaleciler : Volkan Demirel (Fenerbahçe), Rüştü Reçber (Beşiktaş), Tolga Zengin (Trabzon)
Defans : Servet Çetin, Hakan Balta, Sabri Sarıoğlu (Galatasaray), İbrahim Kaş, Gökhan Zan (Beşiktaş), Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Emre Aşık (Ankara)
Orta Saha : Hamit Altıntop (Bayern), Yıldıray Baştürk (Stuttgart), Gökdeniz Karadeniz (Rubin Kazan), Mehmet Aurelio, Colin Kazım Richards, Uğur Boral (Fenerbahçe), Tümer Metin (Larissa), Arda Turan, Ayhan Akman, Mehmet Topal (Galatasaray), Emre Belözoğlu (Newcastle United)
Forvet : Mevlüt Erdinç (Sochaux), Halil Altıntop (Schalke 04), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Tuncay Şanlı (Middlesbrough), Nihat Kahveci (Villareal)
10 Mayıs 2008
Takım Otobüsü

Euro 2008'in ulaşım sponsoru Hyundai, takımları taşıyacak otobüslerin dizaynını sonlandırmış. Kalıp bir dizayn, üzerine ülke renkleri ve oylamayla seçilen anadilde bir slogan. Olası gerginliklerde yumurtalar bu otobüslere atılacak, iPod'lu futbolcu kafaları bu camlara dayanacak.
Resimde görülen yere yazılan sloganlar da aşağıda, hepsi, her ülke için 3 seçenek arasından taraftar oylamasıyla seçildi. Bazıları manasız gelebilir, ama orjinalleri kafiyeli. İtalya'nın slogan on numara, Polonya ve İspanya'da, Avusturya'daki gazın yarısı bile yok. İsveç'in sloganı rahatlıkla başka alanlarda da kullanılabilir, dahice. Romenler, grubun bela olduğunun farkında. İsviçre'nin sloganını, Fotomaç, 45 saniye süren uzun bir çalışma sürecinde bulmuş gibi. Hollanda'nın sloganıyla makara yapmadım, hakkaten öyle.
Avusturya, - Nur gemeinsam können wir gewinnen..!
"Sadece birlikte kazanabiliriz..!"
İsviçre, - Endstation: Wien
"Son durak: Viyana"
Almanya, - Deutschland, ein Team, ein Ziel
"Almanya, tek takım, tek amaç"
Fransa, - On vit ensemble, on vibre ensemble
"Beraber yaşıyoruz, beraber coşuyoruz"
İtalya, - Il cielo é sempre più blu...
"Gökyüzü her zaman daha da mavi.."
İspanya, - Pase lo que pase, Espana siempre
"Ne olursa olsun, her zaman İspanya"
Yunanistan, - Ενα όνειρο, μια ομάδα!
"Tek takım, tek rüya!"
İsveç, - Sveriges gäng = full poäng
"İsveç'in takımı, ne rüya ama.."
Rusya, - Российский футбол, победа за нами. Россия гордится ее игроками!
"Haydi Ruslar eller havaya, bu taraftar sizinle gurur duyuyor!"
Hollanda, - 1 doel, 1 gevoel, samen zijn we oranje
"1 görev, 1 duygu, hepimiz portakalız"
Romanya, - România, te iubim si cu tine ne mândrim!
"Romanya, seni seviyoruz ve gurur duyuyoruz!"
Hırvatistan, - Uz navijace do krova Europe
"Taraftarla birlikte, Avrupa'nın zirvesine"
Polonya, - ...bo liczy sie sport i dobra zabawa!
"..çünkü sadece spor ve eğlence önemlidir!"
Euro 2008 Kadroları - 2 : Polonya
Senelerden 1995, Uzanlar İstanbulspor'a getirmişti onu. Bir gece önce de, Sabri Ugan'dı sanırım, yine Star veya belki de Teleon'da yayınlanan bir maçta 90 dakika boyunca "Şok, şok, şok.. Dünyaca ünlü teknik adam Leo Beenhakker İstanbulspor'da!" diye kafamızdaki kırışıklıkları ütülemişti. van Vossen, van den Brom da o zamanların flaş transferleri. Ertesi sezon da Saffet Susic'in Türkiye teknik direktörlük kariyeri başlar zaten.
72'den beri teknik direktörlük yapan Don Leo'nun 23. takımı, Polonya. Son Dünya Kupası'nda, Almanya'da, Beenhakker Trinidad & Tobago'yla gol dahi atamamalarına rağmen, ayrı bir hava katmıştı ilk tura. Averaj takımı olmaları beklenirken, 10 kişiyle İsveç'ten gol yememiş, İngiltere'ye karşı uzun süre berabere götürdüğü maçı sonlarda vermişti. Polonya ise 2002'de olduğu gibi flaş bir eleme grubu oynayıp, ilk turda hayal kırıklığı yaratan takımdı. 2006'dan sonra Beenhakker'le anlaştı Polonya ve yine flaş bir eleme grubu oynadılar, bu seferki fark, daha önce 7 kez Dünya Kupası oynamış bir ülkenin, ilk kez Avrupa Şampiyonası'na katılacak olması.
3 sezondur kariyerinde yanlış tercihler yapan Jerzy Dudek kadroda yok. 3'lü kaleci rotasyonu Britanya'dan, genç Fabianski bile bu sezon Arsenal'de, Dudek'in Real Madrid'de çıktığı maç sayısını geçti. Dikkatli gözler farketmiştir, bir de devşirme var Polonya kadrosunda. Legia'nın Brezilyalı solağı Roger Guerreiro, sadece 2 sezondur Polonya'da oynamasına rağmen, söylenene göre jet hızıyla vatandaş yapılıp turnuva kadrosuna alındı.
Genç yıldız adayı kontenjanından alt yaş gruplarında Polonya'nın en ve tek dikkat çekici oyuncusu olan Dawid Janczyk'i almasını bekliyordum ben açıkçası Beenhakker'in ama o lokal oyuncuları tercih etti. Janczyk, CSKA'da çok iyi bir sezon geçirmedi ama Polonya'nın çok sık aralıklarla oyuncu çıkaramadığı ortada ve elindekilerinin üzerine biraz daha titremeli. Sakatlık durumu da olabilir.
Polonya, turnuvanın favorilerinden değil elbette. Ama olur da şampiyon olurlarsa prim 3 milyon euro olacak. Finalin karşılığı 1.8 milyon euro. Yarı final 1.2 milyon, gruptan çıkmaksa 800 bin euro demek. Gruptaki her galibiyet için 400 bin, beraberlik için 200 bin euro da ilaveten prim. 23 kişilik kadroya giren her oyuncuya hava parası olarak 10 bin euro, maç başına da 15 bin euro harcırah var. Bir Polonyalı ayda ortalama 700 euro kazanıyor. Paraları karşılaştırma ucuzluğu yapmayacağım elbette, sadece bu prim tablosunun neden Polonya tarihinin en astronomik ödeme planı olduğunu özetlemek istedim.
Aşağıdaki 31'den 25'e indirilen kadronun son hali.
Goalkeepers: Artur Boruc (Celtic FC), Tomasz Kuszczak (Manchester United FC), Łukasz Fabiański (Arsenal FC).
Defenders: Jacek Bąk (FK Austria Wien), Marcin Wasilewski (RSC Anderlecht), Paweł Golański (FC Steaua Bucureşti), Mariusz Jop (FC Moskva), Adam Kokoszka (Wisła Kraków), Jakub Wawrzyniak (Legia Warszawa), Michał Żewłakow (Olympiacos CFP), Grzegorz Bronowicki (FK Crvena Zvezda).
Midfielders: Dariusz Dudka (Wisła Kraków), Wojciech Łobodziński (Wisła Kraków), Jakub Błaszczykowski (BV Borussia Dortmund), Mariusz Lewandowski (FC Shakhtar Donetsk), Rafał Murawski (Lech Poznań), Łukasz Garguła (GKS Bełchatów), Jacek Krzynówek (VfL Wolfsburg), Radosław Majewski (Groclin Grodzisk Wielkopolski), Michał Pazdan (Górnik Zabrze), Roger Guerreiro (Legia Warszawa).
Forwards: Euzebiusz Smolarek (Real Racing Club Santander), Maciej Żurawski (Larissa FC), Tomasz Zahorski (Górnik Zabrze), Radosław Matusiak (Wisła Kraków), Marek Saganowski (Southampton FC).
08 Mayıs 2008
Berbat formalar! --1-- Manchester United
Sir Alex Ferguson
UEFA European U17 Championship - 2

İzlemediğim maç hakkında yorum yapmak hoş olmaz. Maçların tamamını kaçırdığım için -13 saat nöbet üstüne dişçiyi ziyaret ve çöken bünye- maçlar hakkında değilse de gruplar hakkında bir kaç kelime etmek lazım.
A ve B şeklinde ayrılan iki grubun güçsüz takımları ilk maçlarda kendilerini belli etti. İskoçya, şampiyonaya gelene kadar çok güçlü rakiplerle oynamadı belki ama şampiyonanın ilk maçında gösterdikleri performans, özellikle kendi yarısahasına mahkum oyun anlayışları erken döneceklerinin göstergesiydi. İlk maçta Sırbistan'ın baskılı ama rahat oyununa ilk yarının son dakikasına kadar direnebildiler. Türkiye maçında ise yine kalecilerinin en iyi oyuncuları olduğunun belirtilmesi durumlarını açıklıyor. (Bu kötü sistemi uygularken mutlak kazanılması gereken bir maçta beklerin rotasyona sokulması da pek akıllıca bir iş değil.)
Diğer tarafta, tüm takımların 4 puanda kaldığı bir grupta 1 gollü averajla şampiyonaya katılmaya hak kazanan İrlanda Cumhuriyeti'ni görüyoruz. Elbette o grupta Yunanistan, Almanya ve Portekiz'in bulunduğunu da eklemek lazım. Şampiyonada ise pek şanslı sayılmazlar, en azından kazanabilecekleri 1 puanı 2 maçta da ıskaladılar.
Şampiyonanın Antalya'da düzenlenmesinin İskoçya, İrlanda Cumhuriyeti gibi daha kuzeyden katılan ve kadrosunda Belçika, Fransa, Hollanda gibi göçmenlerin yer almadığı takımlarda hava şartlarının etkisinin diğerlerine göre daha baskın olduğunu farkediyoruz. Örneğin Sırbistan maçından önce İskoçların tamamının kızardığını ve her fırsatta su molasına kaçtıklarını gözlemledim. Elbette sıcaklık şu an durumu zorlaştıracak kadar kötü değil ama etkilendikleri de her hallerinden belli.
Turnuvanın favorisi İspanya'nın İrlanda Cumhuriyeti ile, Fransa'nın ise İsviçre ile yapacağı maçlar çıkanları belirleyecek. Oynanan futbola göre konuşacak olursak İspanya ve Fransa'nın çıkması kesin. Diğer tarafta ise Türkiye'nin Sırbistan karşısındaki performansı yarı finalcileri belirler. Türkiye'ye 1 puan yetiyor, diğer taraftan zayıf İskoçya'nın Hollanda karşısında etkili bir oyun gösterebileceğini sanmıyorum ancak işin prestij kısmı var ve İskoçlar turnuvayı takip eden izleyicilere ve scoutlara kalecileri ve sağ-sol bekleri dışında bir şey gösteremediler. Hollanda'da ise forvet Castillion ilk maç sonrası yediği fırçanın ardından 2. maçta golü buldu ancak İskoç savunmasının Castillion gibi hava toplarında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Sırbistan ilk maçta İskoçları havadan aşamayınca kısa paslarla ortadan gelmeyi denemiş ve başarılı olmuştu.
Gruplarda son maçlar Cumartesi günü oynanacak. Türkiye'nin yer aldığı A grubunun maçları 17.00'da, B grubunun maçları ise 20:00'da.
Francois Sterchele 1982-2008
El Clásico

Maçtan önceki "pasillo" beklentisi gerçekleşti. NTV'nin geç bağlandığını söylediler, ben de geç bağlandım NTV'ye, Türkiye Kupası finali penaltıları bitmek bilmedi. Gençlerbirliği kalecisinin Ömer Üründül'ü utandırması güzeldi. O maçı izlemedim bu arada, ama huyumdur, sokakta çocukların maçı penaltılara kalsa, durur izlerim.
Clásico'ya dönersek, maç pasillo'yla (koridor) başladı dedik. Başladığı gibi geçti ve bitti. İlk dakikadan beri koridor oldu Barcelona. Rakibi şampiyonluk kutlarken, biraz daha motive etmesini beklersiniz Rijkaard'dan oyuncuları. Valdes'in o formaya layık olmadığını söylerim hep ama o bile Madrid fırtınasında yırtılmamaya çalışan gönderde bunalmış bir Katalan bayrağıydı. Uzun uzun analiz yapmayacağım çünkü bu maçın analizi falan olmaz.
.....
Francisco Franco terk-i diyar eyleleyeli 28 sene olmuş. 28 sene sonra birileri gelip, onun ismini duymaktan bıkmaktan belki de, "Franco yüzünden herkes Barça'lı, ne banal şu insanlar, ne alakası var futbolla.." diye bana göre yarı marjinallik maskeli yarı saçma argümanlarla Madrid sempatisini sebeplendirirken, aslında Barça tarafından gelen "faşist"in takımını niye tutuyorsun suallerinin önünü kesmek istemiş olabilirler. Belki de bunun nedeni bu sorular gelmeden önce, "Bak kardeşim, ben de kültürlüyüm, ben de biliyorum İspanya İç Savaşı'nı. O yüzden baştan Franco'yu ağzıma alıyorum ki, bana bunu bilip bilmediğim artisliğine girme." mesajını vermek istiyor. Aslında hakikaten etrafta inanılmaz sinir bozucu "entel" kisvesi altında her futbol muhabbetinde alttan alta Barcelona ve siyaseti sokan tipler var. Doğrusu tarih konuşuyorsak tarih konuşalım, futbolsa futbol. Anlatmak istediğim, "Neden Madrid'i tutuyorsun?" sorusu "Franco yüzünden mi Barça tutuyorsun?" sorusu kadar saçma. Altyazılar ne yazarsa yazsın, katillere, ezilenlere, yasaklara, anti-demokratik uygulamalara, yenen haklara yabancı olmayan bir ülkede, bu duruma sempati ya da en azından saygı gösterenlere de yol göstermeyin, rica ediyorum.
Devir değişti, herşeyin daha hızlı ilerlediği bir zamanda yaşıyoruz. Yakın tarih aslında bize o kadar da yakın gözükmüyor artık. Bu da gayet normal. Futbolu futbol için sevenler, Real Madrid gibi bu dünyanın kült organizasyonlarından birini sevmek, ona sempati duymak için bir şeyler savunmak zorunda değilsiniz. Tarihi işin içine karıştırıp, manipule etmek, bir şeyleri yok saymak, bu uğurda emek hatta can verenlere, hayatının en güzel eseri pahasına vatan bellediği yerden sürgün yiyen Gamper'e, Cruyff ve Di Stefano transferlerinin perde arkasına, Picasso'nun Guernica'yı boyarken harcadığı zamana doğru fermuarı çıkarıp işemektir. O da hiçbirimizin haddi değildir.
En güzelini Higuain söyledi, "Yeterince sevinmedik, çünkü rakibi aşağılamaya gerek yoktu."
İşte Real Madrid'i bu yüzden sevin. Barcelona sevgisini de asla küçümsemeyin.
06 Mayıs 2008
Olimpiyat Efsaneleri #6
Olimpiyatlar ve Türkiye, bir araya gelince yazıya nasıl başlayacağını da bilemiyor insan ya da ben. Olimpiyat Stadyumu’nun ne halde olduğu düşünülünce ülkem de bana hiç yardım etmiyor açıkçası. Olimpiyat efsanesi denilince aklıma Halil Mutlu’dan başkası gelmiyor açıkçası. Göreceli olarak, Naim Süleymanoğlu daha büyük bir sporcu olarak kabul edilebilir; ancak sanırım tam da kısa şortlu zamanlarıma denk geldiği için Halil Mutlu’nun benim için yeri apayrıdır.
Ağırlığının bilmem kaç katının altındayken, tebessüm etmeyi hiçbir zaman eksik etmedi, Halil. (Kusura bakmasın; ama Halil’dir benim için, Halil Mutlu değil.) Her zaman da içtendi o tebessümü, asla abartmadı, asla.
Halil, şimdi imkansız için hazırlanıyor. 2005 senesinde yaşadığı talihsiz olaydan sonra, dördüncü kez olimpiyat şampiyonu olan tek halterci olmak için, eylülde bir yazıyı daha haketmek için çıkacak podyuma Pekin’de. Bu seneki Avrupa Şampiyonası’nda beklentileri karşılayamamış olabilir; ancak silkmede yaşadığı sakatlık ki ciddi olmadığı tahmin ediliyor (ki internette bu konuyla ilgili herhangi bir rapor bulmak imkansız ya da ben bilmiyorum aramayı, yazık...Elin Çinli curlingcisinin sol ayak baş parmağı burkulsa bir şekilde haberimiz olurdu, bu ülkede hep futbol hep futbol hep futbol...) ve uzun zamandır bu seviyelerde yarışmaması düşük performansının sebebi olabilir ya da performansını Pekin’e saklıyordur, yüklemesi ona göre yapılır, vs.
Alacaktır altını, şüphem yok bundan ve efsane kelimesi yetmeyecektir, rahat olun.
Crybaby

Saha dışı ve saha içi rekabet açısından son senelerin en büyük derbilerinden birine dönüşen Cavaliers - Wizards playoff serileri, üstüste 3. kez oynandı ve yine torba dolusu malzeme çıktı medyaya. Bunlardan bir tanesi de, Washington bölgesindeki bir Papa John's (Amerika'nın ünlü pizzacılarından biridir) restoranının resimdeki tişörtleri bastırıp, Wizards'lılara dağıtmasıydı. LeBron James'in Wizards'ın sertliğinden yakındığı bir maç sonu röportajından sonra yaptırılan tişörtte James'in forma numarası 23 ve üstünde de "crybaby" yazıyor.
James ve Cavaliers, Wizards'ı bir kez daha evlerine yolladı. Cleveland'lı müşterilerin tepkisini çeken Papa John's da olaydan habersiz olduklarını söyleyip, özür dilediler. Cavaliers'ın sosyal yardım fonuna yapılan 10000 $'lık bağışla da özürlerini somutlaştırdılar. Bu yazıyı okuyan Cleveland sakini varsa aranızda, perşembe günü 23 cent'e (23 rakamı tesadüf değil tabi ki) büyük boy bir Papa John's pizzası yiyebilirsiniz.










