26 Kasım 2008

Fener'den veda


Selamlar. Fenerbahçe, bu akşamki mağlubiyeti ile gruptan CL'de devam etme şansını sıfırladığı gibi, yoluna UEFA Kupası'nda devam etme konusunda da işini bir hayli zora soktu.

Öncelikle, maç özelinde Fenerbahçe adına yapılması gereken en önemli tespit, takımın hem yönetimsel, hem teknik ekip bazında üretim kısmını düşük notla geçmesidir. Zico'nun yönetiminde gelen çeyrek final, haklı bir gurur kaynağı olarak görülse de, yönetimin şampiyonluğu kaybetme dolmasıyla adamı kovup yerine farklı bir sistemi, benzer oyuncularla oynamak isteyen Aragones'i başa getirmesi ile, göz boyayan bir anı olmaktan öteye geçemedi.


Önce yönetimsel açıdan bakalım. Zico bir süreçten geçiyordu, Türk futbolunun da dikkatle takip etmesi, kanıksaması gereken bir süreç. Son yıllarda, ne alâkâ demeyin, sahada yığılan, zaman zaman vefat eden futbolcuları izledik, görüntüleri duygularımızdan ayırdığımızda da ilk olarak "bu kadar yüksek tempo futbolcuya eziyet" dedik. Mourinho ile tanıdığımız, daha doğrusu başarıya giden yolun haritası olarak benimsediğimiz rotasyon hadisesini, günümüzde birden fazla kupada iddialı olan bütün takımların uygulamaya çalıştığını görüyoruz, takip ediyoruz. Burdan şuraya bağlamaktır niyetim: geniş gibi gözüken, ancak 16-17 futbolcunun yükünü çektiği kadrolar ile, zayıf ya da güçlü, iki ayrı maratonun yükünü kaldırmak mümkün değil. Tıpkı, geçtiğimiz sezon ülkenin en iyi takımı olmasına rağmen, ulusal liginde ikincilik ile yetinen Fenerbahçe gibi.

Fenerbahçe yönetiminin, Zico-Aragones değişikliğini yürürlüğe sokarken, sistem benzerliği, kullanılan oyuncu profili gibi faktörleri gözden geçirdiğini hiç sanmıyorum. Durum ortada zaten, Aragones'in büyük bir hoca olduğundan şüphe etmiyorum, nihayetinde İspanya ile yaptıkları ortada, ancak Zico'nun yarıladığı süreci baştan almak zorunda kaldığı da bir gerçek. Fenerbahçe'nin, CL'nin bütün psikolojik-fiziksel-zihinsel yükünü çeken oyuncularının, ligin temposunu hafife almaktan ziyade, iki mücadele arasındaki dengeyi kurmakta zorluk çektikleri ortadaydı.


İkinci kısım, tabii ki oyuncu bazında. Semih kendini Avrupa Şampiyonası'nda ispat ettiğinde, takımın birinci forveti olmaya göz kırptığında, henüz Güiza Fenerbahçe ile sözleşme imzalamamıştı. Bugün çıkan takımın -Semih ya da Güiza ile forvette- Fenerbahçe'nin en iyi seçimi olduğunu düşünüyorum. Yine de, Vederson-Maldonado-Selçuk-Kazım-Semih/Güiza'dan oluşan yedek hattı son derece yetersiz iki kupada başarı elde etmek için. Aragones yazın yapacağı eklemelerle takımın seviyesini yükseltecektir, ama o seviye yükselmesi bir kenarda dursun, olası 2-3 kötü sonuçta takımın başında kalacağı bile meçhul olan bir adamın, istediği yapıyı kurmaktan ziyade -ki şu ana kadar istikrarlı biçimde deniyor- kısa vadeli başarıları hesaplaması da gayet olası.

Maça gelince, Fenerbahçe tıpkı Uğur Meleke'nin aktardığı gibi, defansı ile birlikte orta sahasını blok halinde hücumun dışında tutması sonucu verimsiz hücum etti. Aragones'in sisteminin işlemesi için orta saha oyuncularının kalitesini yükseltmek gerektiğini bizim mahallenin çocukları da söylüyor artık, ancak en azından İspanya'yı izlerken bayıldığımız pas örgüsünün bu kadar içler acısı bir yüzdeyle uygulanmaması gerekiyor, diye düşünüyorum.

Porto'nun Fenerbahçe'den iki galibiyet alarak gruptan çıkmayı garantilemesi gerçekten trajik. Ülke takımları Şampiyonlar Ligi oynarken kılı kırk yarmamız, içeri-dışarı puan durumlarını hesap etmemiz bu tezatlarla ayrı bir anlam kazanıyor. Şampiyonlar Ligi'nde puan hesabıyla gruptan çıkılır, ancak başarı ya da istikrar söz konusuysa, en azından 10 puanı toplamalı bir takım grubunda. Porto, bu gerçeği yansıtırcasına, sadece dokuz puanla yerini garantiledi. Bizim ise istikrar deyince aynı antrenörle iki sene çalışmaktan daha fazlasını anlayabilmek için çok daha fazla sayıda, içinde Türk takımı olmayan, Şampiyonlar Ligi maçı seyretmemiz şart.

fotolar: fenerbahçe resmi sitesi, espn soccernet

1 yorum:

deneme dedi ki...

"ki şu ana kadar istikrarlı biçimde deniyor"

Kendisinin istemesine ek olarak, şu zamana kadar oyuncuların becerememelerine rağmen denemekten bıkmaması ilginç olan. Eski zamanlarda olsa takım içi karışıklıklar başlamış, hocanın istediklerinin takımın kimyasına aykırı olduğu vb. açıklamalar yapılmıştı çoktan. Bu olay oyuncuların takım disiplini adına gelişimleri mi yoksa gözlerinin feci halde korkutulması mı zaman gösterecek.

Hoca gitmezse ve bu oyun yapısından vazgeçmezse, belki de Fenerbahçe tarihinde ilk defa kimlik sahibi bir takım olacak. İyi veya kötü. Türkiye'de mevcut fiziksel oyunla bu oyun tarzının her sene zorlanacağını ama Avrupa'da düzenli bir şekilde yukarılara tırmanan bir takım olacağını düşünüyorum.

Geçen seneki takıma 10 üzerinden 10 verip, bu seneki takıma 1 vererek başlamayan bu güzel değerlendirme için teşekkürler Ozan.