07 Aralık 2007

Euro 2008 Güç Dengeleri #1

Kuraların çekilmesinden sonra bloga bir yorum yazamadık, grupları veya takımları değerlendiremedik. Ancak herkesin kurayı görür görmez aklında bir takım fikirler belirdi, kim çıkar - kim çıkamaz yorumları yapıldı. Ben blog sakini olarak hadiseye bir güç degesi şablonuyla kafadan giriş yapayım dedim. Zamanla ve gerçekleşecek değişikliklerle rötuşlanacak, en ham sıralamam şu şekilde:

16) Avusturya: Ev sahibi şampiyonaya direkt katılır. Katılır katılmasına da, ortak evsahibi hadisesi işin içine girdiğinden beri olay tatsızlaştı. Şöyle ki, İsviçre ve Avusturya'nın kontenjandan gelen seribaşılığı, Yunanistan'ın son şampiyon sıfatıyla birleşince güçlü takımlar birinci torbadan kaçma yarışına girdiler. Hollanda Beyaz Rusya'ya kaybetti ama yetmedi, Almanya evinde Galler'le berabere kalınca. Avusturya'ya gelince; ne takımı sürükleyecek oyuncuları var, ne korkulacak bir performansı, ne bu kadrodan mucize yaratacak bir teknik ekibi. Seyirci motivasyonu belki puan almalarına yardımcı olur ama gruptan çıkmaları imkansız.

15) İsviçre: Şampiyonanın diğer ev sahibi, ilkinden daha iddialı hazırlansa da yükü kaldırabilecek kapasitede değil. Eleme oynamamak, Dünya Kupası'nın sağlam savunmalı ve istikrarlı takımından çok şey götürmüş. Hazırlık maçları performansı ve kadrodaki oyuncularda yaşanan düşüş hiç de hayırlı değil. Portekiz ve Çek Cumhuriyeti onların çuvallaması için yeterli malzemeye sahip. Gruptan çıkma şansını çok az gördüğüm takımlardan biri.

14) Romanya: Şanssızlık, başarılı eleme grubu performansına rağmen ölüm grubuna düştüler. Klüp bazında yapılan atılım, Avrupa'da oynayan oyuncuların yükselen tecrübesi, oynanan futbol grupta puan alacaklarına dair inancımı besliyor; ancak onların da gruptan çıkma ihtimalleri Avusturya'dan hallice. Hırvatistan'dan sonra en büyük sürpriz adayım idiler, sadece kuradan önce. Yenilmeden geçirecekleri iki maç gurur duymaları için bir sebep olabilir.

13) Rusya: İstisnalar dışında devam filmleri ilk filmin kalitesini yakalayamaz. Hiddink serisi her yeni bölümde daha da etkileyici, daha heyecanlı; diğer bölümler gibi yavaş tempoda başlıyor, finalinde temposu tavana vuruyor. İngiltere'nin basiretsizliği, Hırvatistan'ın yardımı derken Rusya yine nefes kesen bir sonla katıldı finallere. İsrail mağlubiyetinden sonra her şey bitti demiştik oysa ki. Bu moral ve motivasyon takımın inancını da tavana vurduracaktır şüphesiz. Artık herkes Hiddink'in dokunduğu takımı güzelleştirdiğini kabul etmiş durumda ama bu tur atlamalarına yetecek mi? Yeni bir mucize? Eminim herkes bu takıma sempati duyacak ama rakipler fazla tecrübeli.


12) Türkiye: Sevgili Milli takımımız şu anlık 12. sırada. Bu kötü haber, iyi haberse İsviçre'nin üstündeyiz. Benim sıralamam kimi bağlar? Kimseyi bağlamasa da bu sıralamanın benim takımın gruptan çıkma ihtimali olduğuna dair düşüncemi gizleyen bir güç kıyası olduğunu da belirtmek gerek. Baş takımları bir kenara koyarsak, turnuvanın en dengeli ve derin kadrolarından birine sahibiz. Bek sorununa yapılan pansuman, kanatlardaki efektif hücum gücü, orta sahanın iki yönlü oyunculardan kurulu olması olumlu işaretler. Ancak defansın göbeği ve kalecilerimiz sandığımızdan daha büyük sorun olacak gibi, o bölgede sorun varsa da çıtanın seviyesi iniyor. Zayıflayan Çek Cumhuriyeti ve gol sorunu yaşayan Portekiz'den birini geçecek güce sahibiz, defanstaki sorun çözüldüğü takdirde. Şu anlık grubun başaltı takımıyız.

11) Polonya: Yıllardır spektaküler eleme grubu performanslarını izledik bu takımın. Kalburüstü bir kadroları olsa da, Avrupa'nın iddialı klüplerinde oyuncuları olmaması bir handikap. 2012 turnuvasına ev sahipliği yapacak olmaları bu turnuvayı bir geçiş olarak görmelerine sebep olabilir ama turnuva alışkanlığı kazanmaları için buraya gelmeleri önemliydi. Zayıf takımlara karşı dereceleri göz kamaştırıcı olsa da Almanya ve Hırvatistan karşısında şanslarının az olduğunu düşünüyorum.


10) Yunanistan: Bu takımı Avrupa şampiyonu yapan ne kadro kalitesiydi, ne de şans. Sınıflandırmaların dışında, futbola yeni bir soluk kattılar. Oynadıkları futbolu savunma futbolu diye nitelendirip işin içinden çıkamıyorum. Alan savunması ve hücumdaki boşlukları iyi değerlendirme bir kenarda dursun, konsantrasyonları hiç bir milli takım grubunun yakalayamayacağı eşsizlikteydi. Bu turnuva her açıdan farklı olacak. Avrupa şampiyonu olup Dünya Kupası'na katılamamak ne kadar normalse bu turnuvada gruptan çıkmayı makul bir başarı olarak görmek de o kadar normal olacaktır.

9) İsveç: Ibrahimovic gibi bir oyuncuya sahip olmak çok büyük bir şans. Onun Inter'in vazgeçilmezi olması bir kenarda dursun, takımın iskeleti de önemli klüplere dağılmış durumda. Mellberg, Ljungberg, Edman yanında daha genç jenerasyondan Rosenberg, Kallstörm ve Isaksson sayesinde gruptan çıkmakta hiç zorlanmadılar. Danimarka'nın çuvallamasında da en büyük pay sahibi onlardı. Şimdi makul bir grupta mücadele edecekler ve Yunanistan'ı dışarı itmeye çalışacaklar. 1-1'lik Kuzey İrlanda maçından sonra Lagerback takımı yerden yere vursa da İsveç'in iddialı bir takım olduğu bir gerçek.

8) Portekiz: Pauleta'nın durumu onları Nuno Gomes'e mahkum etti ve bu da gol sorununu beraberinde getirdi. Orta sahada ve defansta en ufak bir sorunları yok gibi gözükse de, her an tehlike yaratabilecek bireysel yetenek sayısı haddinden fazla olsa da, bazen uç oyuncular takım kimyasını böyle sarsıyor işte. Moutinho, Costinha ayarında bir orta saha değil. Nani işi kafa karıştırıyor. Kaleci problemi baş göstermeye başladı. Felipe Scolari çocuk gibi davranıyor. Tüm bunlar takımın 2004'teki başarısından uzak kalmasını sağlayacaktır. Gruptan çıkmaları beklediğim bir sonuç ama bizim takımın bunları geride bırakmasına hiç şaşırmam.

7) Fransa: Bence 98'den çok daha iyi bir kadro var. Henry, Trezeguet en olgun dönemlerinde. Onlardan Nasri, Ben Arfa, Benzema gibi oyunculara geçişi yumuşak yapamadılar ve denge sorunu onlarda da var. İtalya olmasaydı belki de onları burada göremeyecektik. Bu turnuvadaki hiç bir takımın hissetmediği kadar rahatsız edici bir gol problemleri var. Ama kadrolarında herhangi bir boşluk yok. Sorun yaratacak bir bölgeleri de yok. 2006'da yine aynı şeyler konuşuluyordu ve final oynadılar. O kadrodan tek eksik Zidane. Bu sebeple final oynarlar demek yerine ölüm grubundan çıkmaları zor diyorum. İlk maç mahmurluğuyla Romanya'ya puan kaptırırlar, son maçta İtalya tokadıyla sarsılırlar, bu da senaryom olsun.


6) Çek Cumhuriyeti: Nedved gitti, Koller yaşlandı, yine de çok tecrübeli bir kadroları var. Kaleci açısından sorun yok, defans hattı Serie A'nın iyilerine sahip, orta saha ve forveti Rosický bağlantısına sahip bela bir grup olarak nitelendirebiliriz. İsveç'le benzerlikler taşıyorlar ancak tecrübe ve beraberlik açısından bir adım öndeler. Grupta lider olacaklarına dair inancım var, burada en önemli veri de istikrarları.

5) Hırvatistan: 2-3 mesaj aşağıda yeterince övgü dizdim. Biraz da olumsuz yazalım. İngiltere karşısında olabilecek en iyi futbolu mu oynadılar? Bilemem ama o zafer takımda bir doygunluk yaratabilir. Bilić kuraya çok sevindi, küçümsemeye hiç gelmez, bu işler ciddi işler. Tüm yeteneğe ve enerjiye rağmen işi çok ama çok sıkı tutmak lazım. Şu an itibariyle benim sürpriz adayım ve kendilerinden yarı final bekliyorum. Ama turnuvaya sürpriz takım olarak gitmeyecekler, baskı altında oynamayı ve iş başa gelince performansı yükseltmeyi bu geç kadro becerebilirse görünürde sorun yok.


4) Hollanda: Turnuvanın yaratıcılık anlamında en değerli kadrosu. Aynı zamanda o kadar derin bir kadro ki, herhangi 11 as oyuncudan biri sakatlığında sorun yaşanacağını sanmıyorum. Kaleci van der Sar geçtiğimiz sezon kariyerinin en iyi dönemini yaşadı; Sneijder, Robben, van Persie, Kuyt, van der Vaart üst düzey takımlarda önemli oyuncular. Bizim milli takımımız gibi defansif anlamda istikrar sorunu yaşayan bu dengeli takımı, kadroya yakın zamanda geri dönen Seedorf ve van Nistelrooy liderlikleriyle yönlendirirlerse, Dünya Kupası'nda Portekiz'e kaybederken çok aradıkları o takım karakterini korumakta da sıkıntı çekmeyeceklerdir.


3) İspanya: Hep iyiler, ama başarıları yok. 2002'de ciddi bir başarının kıyısından ellerinde olmayan sebeplerle döndükten sonra giriştikleri gençleşme operasyonunda takımı sürükleyen bazı oyuncular kesik yemişti. Şu anda bir istikrar yakalamış gibi gözüküyorlar. Fabregas'ın olağanüstü performansının milli takıma yansıması en büyük merak konusu. Eğer bu konuda olumlu bir kimya oluşturabilirlerse onlar da derinlik açısından zirvedeler. Hollanda'daki lider oyuncu potansiyeline sahip olmasalar da defanslarında daha dirençli bir görüntü sergiliyorlar ve bu da onları bir adım öteye koyuyor. Bir de grup aşamasını daha serin geçecekleri gerçeği var.


2) Almanya: Onları bu listenin daima en tepesinde tutacak bazı faktörler var. Birincisi kazanma alışkanlığı, bir diğeri turnuva takımı olmaları. Her ne kadar olayın geyik boyutuna bir göz kırpış olsa da, Almanya'nın milli takım konsantrasyonunun diğer ülkelerle kıyaslanmayacak derecede olduğunu söyleyebiliriz. Hollanda, İspanya ve Fransa'ya göre daha kısıtlı bir kadroları var ve daha kötüsü Ballack neredeyse dibe vurdu. Ama Almanlar daha kötü kadrolarla çok iyi yerlere geldiler. Klose müthiş bir olgunluk içinde, Löw'ün kısa milli takım kariyerinde verdiği güven de onu van Basten, Domenech ve Aragones'in önüne koyuyor. Kolay gruptan fazla hasar görmeden çıkarlar, sonrasında tecrübeleri devreye girecektir.


1) İtalya: Onlar için söylenecek çok söz yok. Totti'nin bırakmasına rağmen yaratıcılık konusunda problem yaşamıyorlar. Pirlo dünyada eşi benzeri olmayan bir organizatör. Toni ceza sahası içinde kusursuza yakın bir golcü. Buffon ayarında kaleci dünyada yok. Olası bir Totti ve Nesta geri dönüşü gerçekleşmese de Zidane sonrası Fransa'nın yaşadığı sendromu yaşamazlar zira takım içinde müthiş bir hiyerarşi ve harmoni var. Kimin karşısına çıkarlarsa çıksınlar favori olacaklar.

Hiç yorum yok: