Ertuğrul Sağlam "Bir sistem oturtmaya çalışıyoruz, eleştiriler var diye bundan dönmeyeceğiz, vıdıvıdı" dediğinde sevinmiştim, hoca bu sezon daha dirayetli olacak, iyidir diye. İki gün sonra 4-4-2'ye dönüş yaptı, o günden beri maçlara 4-4-2 çıkıyoruz, sistem oturtma oldu size patlıcan oturtma.
Sevindiğim noktalardan biri Tello'nun sol bek olmasıydı, bunda da ısrarcı olacağını sanmıştım. İlk üç hafta itibariyle Tello'nun gerçek yerinin sol ön olduğu buyruldu, burada da bahsetmiştim. Metalist maçı, Antep maçı, İBB maçı... Yürekten bir biçimde Tello'nun iyi oynadığını söyleyebilecek olan varsa, onu geçtim, kötü oynamadığını söyleyebilecek olan varsa gelsin yürekten bir biçimde yüzüme tükürsün. Mustafa Denizli bugün "Gerçek yeri orası ama Tello mutsuz" diyordu en son. Hadi ya? Hani sol bek olduğu içindi mutsuzluğu? Rıdvan öyle diyordu (Holosko gibi). Sakın adam orta sahada oynamak için fazla sıradan, düzoğlu düz olmasın?
Geçen hafta Serdar Kurtuluş'a sevindik, nihayet yerine döndü diye, bu hafta sağ bekteydi, geçen hafta sağda iyi oynayan Toraman da yedek kulübesinde. Ne yaptı Serdar, 45 tane orta mı yaptı sağdan? Nasıl bir katkısı oldu oyuna? Peki Cissé ne yapıyor? Uğur ne yaptı? Geçen hafta 67. dakikada oyundan alınan Serdar'ın o dakikaya kadar gösterdiği performans bunların yanında formda Vieira gibi gözükmüyor mu? Ertuğrul Sağlam hakikaten geçen haftaki Serdar'ı beğenmedi mi ve ciddi olarak bu Cissé'de olumlu bir şeyler görüyor mu? Sağ 3.75, sol 4.25 olabilir mi?
"Nobre tehlikesi"ne dikkat çekmiştim, kendisi sayılmayan golü dışında şunu yaptı diyecek olan varsa desin. Dört haftada 3 gol 2 asist istatistiği olan adam son 15 dakikada giriyor oyuna.
Bir de Rüştü hala iyi kaleci falan zannediliyor. Antalyaspor için iyi kaleci. Allah'ı var, şanslı adam; iki tane feci hata yaptı, birini boş kaleye atamadılar, birinde top üst direkten döndü. Barcelona'da arkasından gelip onu kesen de mütemadiyen Barça'yı yakıyor, konuyla ilgisiz ama aklıma gelmişken sıkıştırayım. Şu ana dek kaybettirdiği ya da kazandırdığı puan olmadı ama sezon sonunda kaleci yüzünden kaybettiğimiz puanlar kazandırdıklarından fazla olacak gibime geliyor.
Metalist maçı falan ne olur bilmiyorum ama Delgado yedek kalır, Nobre'li ve orta sahada Cissé-Uğur'lu 4-4-2 oynanırsa kabız futbolu garanti edebilirim. Bu takıma defansta Sivok-Zapo, orta sahada Kurtuluş, ileride Bobo, Delgado ve Holosko'yu kafadan yazmak lazım bir kere. Çünkü söz konusu bölgelerde onlara yaklaşabilen adam yok. Ertuğrul Sağlam bunu yakalamaya çok yaklaştı gibime geliyordu ama yanından geçip gitti. Umarım dönmesi uzun sürmez.
Majere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Majere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Eylül 2008
22 Eylül 2008
Mesut! Ne diyosunuz bu işe?
Kanıt Vücutlar
Ertuğrul Sağlam yavaş yavaş doğru parçaları buluyor, mesele doğruluklarına ne kadar inandığında/inanacağında. Tello bu hafta sol bekte değildi, Üzülmez hortlamıştı ve hem Üzülmez'in ne kadar aksadığını hem de Tello'nun duran toplar dışında oyunda olmadığını gördük. Bu acayiplikte fazla ısrarcı olmaz diye ümit ediyorum.
Olumlu gelişme ise sağ tarafta ve orta sahada oldu. Serdar Kurtuluş kendisini Bursaspor'la ikinci ligde oynarken muhtemelen bir kez bile izlememişlerin karar verdiği 'gerçek yeri' sağ bekten kurtulup orta sahaya geçti. Bence çok iyi oynadı ve 67'de oyundan alınması eğer bir yorgunluk/zorlanma söz konusu değilse büyük hata. Takımın orta sahada rakibi bozduğu hemen her pozisyonda o vardı; açık kapatarak olsun, top çalarak olsun, çok temiz ve yerinde faullerle olsun. İkinci golün de gizli kahramanı. Bu takımın bir tane orta saha oyuncusu Kurtuluş'tur, bu konuda deneylere girmeye gerek yok. Kayıp geçen yılına yazık diyorum. Bir de Toraman sağ bekte gayet iyiydi. Kendisi de Sivok-Zapo cezalı ya da sakat olmadıkları müddetçe ortada stoper olarak oynayamayacağını kabullenip eskiden olduğu gibi sağ beke dudak bükmemeli ve bu işi kıvırabileceğini, hatta stoperdekinden daha başarılı olacağını görmeli.
Nobre iyiydi ama ben yine de kendisinin ideal 11'de yeri olmadığı düşüncesindeyim. İyi bir Nobre bile ağırlığından ve topla münasebetindeki sorunlardan ötürü dün birkaç hızlı hücumu ziyan etti. İyi bir yedek. Ama haftaya ilk 11'de olacaktır ve Bobo'yu da kesmek sıkacağından Ertuğrul Sağlam'ın ısrarlı olacağız dediği 4-2-3-1 rafta kalmaya devam edecek gibi. Delgado'nun haftaya yine yedek kalmasını bekliyorum. Belki de Cissé'nin yedek kaldığı, Kurtuluş'un orta sahada, Holosko'nun 4-4-2 sağ kanadında oynadığı, orta sahada sıkıntı çektirebilecek bir kadroyla oynarız. Yani geçen seneki, bence takımın şampiyonluk yarışından düşmesindeki kırılma noktası olan İBB maçında olduğu gibi. O günün hikayesi Bobo'nun gördüğü haksız kırmızı kart olmuştu ve benim bu sezona dair hevesimin kırılmasındaki başlıca etkenler de Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin'in o maç sonrası Bobo'yu 'satmaları'ydı. Bobo bir şekilde takımda kaldı, detayları bilmiyorum ama mutluyum. Ve umarım cumartesi gününe ayrı bir hırsla hazırlanıyordur.
Olumlu gelişme ise sağ tarafta ve orta sahada oldu. Serdar Kurtuluş kendisini Bursaspor'la ikinci ligde oynarken muhtemelen bir kez bile izlememişlerin karar verdiği 'gerçek yeri' sağ bekten kurtulup orta sahaya geçti. Bence çok iyi oynadı ve 67'de oyundan alınması eğer bir yorgunluk/zorlanma söz konusu değilse büyük hata. Takımın orta sahada rakibi bozduğu hemen her pozisyonda o vardı; açık kapatarak olsun, top çalarak olsun, çok temiz ve yerinde faullerle olsun. İkinci golün de gizli kahramanı. Bu takımın bir tane orta saha oyuncusu Kurtuluş'tur, bu konuda deneylere girmeye gerek yok. Kayıp geçen yılına yazık diyorum. Bir de Toraman sağ bekte gayet iyiydi. Kendisi de Sivok-Zapo cezalı ya da sakat olmadıkları müddetçe ortada stoper olarak oynayamayacağını kabullenip eskiden olduğu gibi sağ beke dudak bükmemeli ve bu işi kıvırabileceğini, hatta stoperdekinden daha başarılı olacağını görmeli.
Nobre iyiydi ama ben yine de kendisinin ideal 11'de yeri olmadığı düşüncesindeyim. İyi bir Nobre bile ağırlığından ve topla münasebetindeki sorunlardan ötürü dün birkaç hızlı hücumu ziyan etti. İyi bir yedek. Ama haftaya ilk 11'de olacaktır ve Bobo'yu da kesmek sıkacağından Ertuğrul Sağlam'ın ısrarlı olacağız dediği 4-2-3-1 rafta kalmaya devam edecek gibi. Delgado'nun haftaya yine yedek kalmasını bekliyorum. Belki de Cissé'nin yedek kaldığı, Kurtuluş'un orta sahada, Holosko'nun 4-4-2 sağ kanadında oynadığı, orta sahada sıkıntı çektirebilecek bir kadroyla oynarız. Yani geçen seneki, bence takımın şampiyonluk yarışından düşmesindeki kırılma noktası olan İBB maçında olduğu gibi. O günün hikayesi Bobo'nun gördüğü haksız kırmızı kart olmuştu ve benim bu sezona dair hevesimin kırılmasındaki başlıca etkenler de Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin'in o maç sonrası Bobo'yu 'satmaları'ydı. Bobo bir şekilde takımda kaldı, detayları bilmiyorum ama mutluyum. Ve umarım cumartesi gününe ayrı bir hırsla hazırlanıyordur.
15 Eylül 2008
Tello devam, Tello'yla devam...
İstediğimiz sorudan başlayalım: Rıdvan Dilmen maç sonrası NTV'de, "Tello ön tarafta oynayan oyuncu; arkada oynamaktan kendi de memnun değildir; zaten mecburiyetten orada oynuyor; Ertuğrul Hoca da onu ön tarafta oynatarak meziyetlerinden faydalanmak istiyordur" diye sıralıyordu. Meziyetler kısmında duralım. Tello önde oynayacak bir sol kanat ya da sol iç oyuncusunda arayacağımız özelliklerden hangilerine sahip? İyi uzun pas verebiliyor ve çok iyi şut atıyor. Buraya kadar güzel. Peki başka? Adam eksilttiğini görmedim. Basıp geçebilecek ölçüde süratli değil. Araya -Delgado gibi- iyi top attığını görmedim ya da nadiren gördüğümden unuttum. Savunma açısından bakarsak, orta saha direncini arttıracak, iyi bir presçi olduğunu da söyleyemeyiz.
İyi uzun pas atmak ve iyi şut atmak küçümsenecek nitelikler değil ama Beşiktaş düzeyinde ve iddiasında bir takımda orta sahanın solunda oynayacak bir oyuncu için yeterli olduğunu da sanmıyorum. Geçen sezon Beşiktaş'ın rakiplerine göre yine hücum yollarında kısır kalmasının başlıca sebeplerindendir Tello'nun fazla 'düz' kalması.
Diğer taraftan Beşiktaş'ın bir sol bek sorunu var. Malum kişiyi artık alternatifler arasında sayıp şöyledir şöyledir demek bile istemiyorum, mazur görülsün. Seric'i Shakhtar'la oynanan hazırlık maçının tek devresi dışında izlemedim ama şu ana dek takıma girememesi ve Panathinaikos gibi vasat düzeyde bir takımın taraftarlarının arkasından hiç iyi konuşmaması bir görüntü oluşturuyor zihinlerde; yedek olmasına zaten şimdiden karar verilmiş ve sanıyorum Diatta ya da Higuain'den daha fazla araştırılmadan alınmış bir oyuncu. Altyapı çıkışlı Emre Özkan'ı ise izleyemedim maalesef. Oynatılmasına itirazım olmaz ama şimdilik hakkında bir şey söyleyemiyorum.
Alternatifler bu durumdayken Tello bence Beşiktaş'ın sol bek pozisyonu için en iyi seçeneği. Çok iyi bir savunmacı değil ama zaten diğerlerinden hiçbiri için de "orayı kapatır, adam geçirmez" diyemiyoruz. Ve hücuma Beşiktaş'ın son yıllarda gördüğü en önemli bek katkısını verir. Tello önde oynayan bir oyuncuyken sınırlı meziyetleri nedeniyle kayboluyordu, bakınız özellikle geçen sezonun ikinci yarısı. Ama arkadan gelen ekstra oyuncu olarak en iyi yaptığı iki şey için çok daha uygun fırsatlar yakalayabilir. Duran topları da kullanmaya devam ediyor zaten.
Maç yazısına aşırı bir giriş oldu, devamını kısa tutalım. Cissé genel olarak beğenilmiş, hatta çok beğenilmiş, bense bunun kendisinin uzun süre sonra ilk kez bu kadar katılımcı bir oyun oynamasından kaynaklanan bir yanılgı olduğunu düşünüyorum. Çok iyi oynayan Cissé'nin yarattığı bir tane pozisyon hatırlamıyorum, kornerde Bobo'ya aşırdığı topu saymazsak. Savunmada da öyle sıkı bir duruş gösteremedi bence orta sahada. Ne zaman rakipten top almaya kalksa ya geçiliyor ya da faul yapıyor. Kötü mü oynadı? Hayır, ama haftaya Holosko dönünce takımdan bir yabancı eksilmesi gerekecek ve Cissé'den daha kolay vazgeçilebilir birini göremiyorum yabancılar arasında.
Yerine kim konacak diye sorulursa, sağ bekte tedirgin gördüğüm ve orta sahada harika bir oyuncu olduğunu düşündüğüm Serdar Kurtuluş tereddütsüz cevabımdır. Onun yerine ise Toraman monte edilir. Defansı daha da iyi yapar, süratli oyunculara karşı çabuk bir savunmacı oraya konumş olur, hücumda ise Ertuğrul'un aklına geçmesinden korktuğum Ali Tandoğan'dan daha kötü/yalan katkı yapmaz.
Bu haftalık Beşiktaş hakkında not düşmek istediklerim böyledir.
İyi uzun pas atmak ve iyi şut atmak küçümsenecek nitelikler değil ama Beşiktaş düzeyinde ve iddiasında bir takımda orta sahanın solunda oynayacak bir oyuncu için yeterli olduğunu da sanmıyorum. Geçen sezon Beşiktaş'ın rakiplerine göre yine hücum yollarında kısır kalmasının başlıca sebeplerindendir Tello'nun fazla 'düz' kalması.
Diğer taraftan Beşiktaş'ın bir sol bek sorunu var. Malum kişiyi artık alternatifler arasında sayıp şöyledir şöyledir demek bile istemiyorum, mazur görülsün. Seric'i Shakhtar'la oynanan hazırlık maçının tek devresi dışında izlemedim ama şu ana dek takıma girememesi ve Panathinaikos gibi vasat düzeyde bir takımın taraftarlarının arkasından hiç iyi konuşmaması bir görüntü oluşturuyor zihinlerde; yedek olmasına zaten şimdiden karar verilmiş ve sanıyorum Diatta ya da Higuain'den daha fazla araştırılmadan alınmış bir oyuncu. Altyapı çıkışlı Emre Özkan'ı ise izleyemedim maalesef. Oynatılmasına itirazım olmaz ama şimdilik hakkında bir şey söyleyemiyorum.
Alternatifler bu durumdayken Tello bence Beşiktaş'ın sol bek pozisyonu için en iyi seçeneği. Çok iyi bir savunmacı değil ama zaten diğerlerinden hiçbiri için de "orayı kapatır, adam geçirmez" diyemiyoruz. Ve hücuma Beşiktaş'ın son yıllarda gördüğü en önemli bek katkısını verir. Tello önde oynayan bir oyuncuyken sınırlı meziyetleri nedeniyle kayboluyordu, bakınız özellikle geçen sezonun ikinci yarısı. Ama arkadan gelen ekstra oyuncu olarak en iyi yaptığı iki şey için çok daha uygun fırsatlar yakalayabilir. Duran topları da kullanmaya devam ediyor zaten.
Maç yazısına aşırı bir giriş oldu, devamını kısa tutalım. Cissé genel olarak beğenilmiş, hatta çok beğenilmiş, bense bunun kendisinin uzun süre sonra ilk kez bu kadar katılımcı bir oyun oynamasından kaynaklanan bir yanılgı olduğunu düşünüyorum. Çok iyi oynayan Cissé'nin yarattığı bir tane pozisyon hatırlamıyorum, kornerde Bobo'ya aşırdığı topu saymazsak. Savunmada da öyle sıkı bir duruş gösteremedi bence orta sahada. Ne zaman rakipten top almaya kalksa ya geçiliyor ya da faul yapıyor. Kötü mü oynadı? Hayır, ama haftaya Holosko dönünce takımdan bir yabancı eksilmesi gerekecek ve Cissé'den daha kolay vazgeçilebilir birini göremiyorum yabancılar arasında.
Yerine kim konacak diye sorulursa, sağ bekte tedirgin gördüğüm ve orta sahada harika bir oyuncu olduğunu düşündüğüm Serdar Kurtuluş tereddütsüz cevabımdır. Onun yerine ise Toraman monte edilir. Defansı daha da iyi yapar, süratli oyunculara karşı çabuk bir savunmacı oraya konumş olur, hücumda ise Ertuğrul'un aklına geçmesinden korktuğum Ali Tandoğan'dan daha kötü/yalan katkı yapmaz.
Bu haftalık Beşiktaş hakkında not düşmek istediklerim böyledir.
06 Eylül 2008
Flea usulü BJK-Konya maçı...
Bu sezon daha iyi bir işim yoksa Beşiktaş maçı izlemeyeceğim demiştim ama
O kadar can sıkıcı (ki isterseniz gerekli yerlere noktaları koyarak da okuyabilirsiniz son kelimeyi) bir dönem geçiriyorum ki, aslında izleme hevesimin olmadığı maçlar az da olsa iyi geldi
Buraya yazmaya ne kadar devam edebileceğim bakalım demiştim
Şimdilik ediyorum, çünkü bu da az da olsa iyi geliyor
En iyi gelen şey ise, Delgado'nun kendi ceza sahasının biraz önünden 50-60 metreye, topa bir nevi vole vurarak attığı paslar...
Federer topa raketle vuruyor sanki...
Bunu her dakika yapıyor değil tabii
Bazen fantezi dünyasına fazla kapılıyor, estetik uğruna efektif olanı ziyan ediyor
Ama başardığında çok büyük keyif veriyor
Belki de siyah güzel adamın ardında bıraktıklarından biri olduğu için onu daha çok seviyor, yaptıklarına biraz da ben katıyorum, bilemiyorum
Fakat Beşiktaş kaptanı olarak bu adamı görmekten büyük mutluluk duyduğum kesin
Özellikle öncekiyle kıyaslayınca...
Onun dışında...
Zapotocny iyi gözüktü ama Veysel tırt forvettir
Ki Konya da aynı ölçüde tırt bir takıma benziyor
Öyle ki en göze çarpan oyuncuları Fahri'ydi
Tribünler Fatih Ürek'in "Sus" şarkısının "Ooooffff" kısmı üzerine yazılan tezahüratta ısrar etmeli
Israr demişken, Ertuğrul Sağlam'ın mevcut dizilişini de üzerinde ısrar edilmesi gereken, yerinde bir deneme olarak görüyorum
Pazar günü Shakhtar Donetsk'le yapılacak özel maçta tribünde olacağım. Bu sezon ilk ve muhtemelen son kez
Arkadaşlarım için ve yine yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için...
O kadar can sıkıcı (ki isterseniz gerekli yerlere noktaları koyarak da okuyabilirsiniz son kelimeyi) bir dönem geçiriyorum ki, aslında izleme hevesimin olmadığı maçlar az da olsa iyi geldi
Buraya yazmaya ne kadar devam edebileceğim bakalım demiştim
Şimdilik ediyorum, çünkü bu da az da olsa iyi geliyor
En iyi gelen şey ise, Delgado'nun kendi ceza sahasının biraz önünden 50-60 metreye, topa bir nevi vole vurarak attığı paslar...
Federer topa raketle vuruyor sanki...
Bunu her dakika yapıyor değil tabii
Bazen fantezi dünyasına fazla kapılıyor, estetik uğruna efektif olanı ziyan ediyor
Ama başardığında çok büyük keyif veriyor
Belki de siyah güzel adamın ardında bıraktıklarından biri olduğu için onu daha çok seviyor, yaptıklarına biraz da ben katıyorum, bilemiyorum
Fakat Beşiktaş kaptanı olarak bu adamı görmekten büyük mutluluk duyduğum kesin
Özellikle öncekiyle kıyaslayınca...
Onun dışında...
Zapotocny iyi gözüktü ama Veysel tırt forvettir
Ki Konya da aynı ölçüde tırt bir takıma benziyor
Öyle ki en göze çarpan oyuncuları Fahri'ydi
Tribünler Fatih Ürek'in "Sus" şarkısının "Ooooffff" kısmı üzerine yazılan tezahüratta ısrar etmeli
Israr demişken, Ertuğrul Sağlam'ın mevcut dizilişini de üzerinde ısrar edilmesi gereken, yerinde bir deneme olarak görüyorum
Pazar günü Shakhtar Donetsk'le yapılacak özel maçta tribünde olacağım. Bu sezon ilk ve muhtemelen son kez
Arkadaşlarım için ve yine yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için...
05 Eylül 2008
İki Süper Lig hocası, bir Lig TV spikeri
Az önce Lig TV'deki "Milli maça doğru" programında tanık olduğum bir diyalog:
Güvenç Kurtar: (...) Mesela Portekiz'den yediğimiz o ilk gol... Stoper attı, adı neydi, Real Madrid'de oynuyor... Nano (!!!) diyeceğim geliyor.
(Sessizlik)
Güvenç Kurtar: Portekizli yahu... Real Madrid'de...
Onur Şahin: Higuain mi? (!!!)
Güvenç Kurtar: Yok yahu; Bebe midir, Pepe midir ismi...
Hikmet Karaman: Pepe, Pepe...
Güvenç Kurtar: (...) Mesela Portekiz'den yediğimiz o ilk gol... Stoper attı, adı neydi, Real Madrid'de oynuyor... Nano (!!!) diyeceğim geliyor.
(Sessizlik)
Güvenç Kurtar: Portekizli yahu... Real Madrid'de...
Onur Şahin: Higuain mi? (!!!)
Güvenç Kurtar: Yok yahu; Bebe midir, Pepe midir ismi...
Hikmet Karaman: Pepe, Pepe...
25 Ağustos 2008
Oktay, bırak bu işleri...
Eğer rahatsız olan varsa kusura bakmasın ama heves yetersizliğinden ötürü düzgün girişli, akabinde gelişim bölümü olan ve sonuç paragrafıyla bağlanan bir yazı yazmayacağım. Sezon boyu tüm maç yazılarım da böyle olabilir. Bir yanım Beşiktaş yazmak/konuşmak istemiyor ama bir yandan da not düşmek, abukluk varsa da paylaşmak gerekir diye düşünüyorum. O yüzden ağzımıza ne gelirse...
Oktay'la başlayalım; Lig TV'den yine başarısız bir yorumcu seçimi. Bir de her nasılsa "hocam" Oktay olmuş ya da Melih Şendil konuğu hoş tutma işini abarttı artık. Daha ilk maçta, İbrahim Üzülmez'in sol beke dönmesi gerektiği yorumu ve maçın yıldızı olarak Serdar Özkan seçimiyle eyvah dedirtti. Eyvah deme sebebi, maç öncesi Lig TV izlemeye bayıldığımdan değil, senelerdir izlemiyorum, ama bu sezondan itibaren Rıdvan dönemindeki gibi maç içi yorumlar da dönmüş durumda. Yani yarın bir gün çıldırma noktasına geliriz. Üzülmez'in ortadan kaybolduktan sonra yine iyi futbolcu zannedilmeye başlaması yerine göre acı verici, yerine göre komik. Tello savunmada aksıyor deniyor. Cevap şudur: Kimse Üzülmez'den daha fazla aksayamaz. Hücum konusuna girmeyelim. Maçın yıldızı Serdar Özkan'a gelince, Serdar bol çalım attı, birkaç orta yaptı, üretimi azdı. Delgado'ya ayıptır.
Birkaç gün önce yine Lig TV'de Beşiktaş'ı sezon öncesi masaya yatırma programı vardı, yatıranlar da yine kötü seçimler tabii; Sanlı Sarıalioğlu, Ömer Güvenç ve Turgay Demir. Kadro böyle olunca izleyecek başka bir şey olmasa bile 6-7 dakika tahammül edebildim, o kısıtlı süreye de Turgay Demir "Bobo tek santfor oynayamaz, sırtı dönük top tutamaz, Bobo sadece boş alan buldu mu etkili" gibisinden Ömer Üründül ezberleri sıkıştırdı. Bu Bobo'yu küçümseme işini Üründül'ün sürdürmesi şaşılacak bir durum değil de, sözde her maçını izleyen Beşiktaş yazarları nasıl bu kadar bakarkör olabiliyor, bilemiyorum. Artık Bobo'ya kemküm edemeyen Sanlı da ilk yarım sezonundan sonra "bonservisi alınır da Bobo takımda tutulursa kulübe tankla yürürüm" demişti.
Ertuğrul da kaldığı yerden devam; maç 2-2'ye geldikten 5 dakika sonra ikinci golün enfes asistini yapan Holosko'yu çıkarıp Serdar Kurtuluş'u alıyor, sahada hala Tandoğan var bu arada. 2-0 geriye düşmenin akabinde yaptığı hamle de Aydın-Özkan değişikliği. Bu kadar laf ola bir değişiklik ancak basketbolda görülebilir; sınırsız oyuncu değişikliği yapılabilen basketbolda.
Bu sezona "iplemiyorum, iplemeyeceğim" parolasıyla giren, dün de 90. dakikaya dek koltukta yatarak maçı seyreden, yenen gollerin ardından telefonda pozisyonu eğlenerek tartışan, 2-2 yapan golde bile tepki vermeyen ama mal Antalya taraftarının abuk tepkileri ve golü Bobo'nun atmasıyla, biraz da bağırmayı özlediğinden sonda yine cozutup tüm Kızıltoprak'a golü haber veren biri olarak bakalım bu işin devamını getirebilecek miyim. Gelecek haftadan bile şüpheliyim.
Oktay'la başlayalım; Lig TV'den yine başarısız bir yorumcu seçimi. Bir de her nasılsa "hocam" Oktay olmuş ya da Melih Şendil konuğu hoş tutma işini abarttı artık. Daha ilk maçta, İbrahim Üzülmez'in sol beke dönmesi gerektiği yorumu ve maçın yıldızı olarak Serdar Özkan seçimiyle eyvah dedirtti. Eyvah deme sebebi, maç öncesi Lig TV izlemeye bayıldığımdan değil, senelerdir izlemiyorum, ama bu sezondan itibaren Rıdvan dönemindeki gibi maç içi yorumlar da dönmüş durumda. Yani yarın bir gün çıldırma noktasına geliriz. Üzülmez'in ortadan kaybolduktan sonra yine iyi futbolcu zannedilmeye başlaması yerine göre acı verici, yerine göre komik. Tello savunmada aksıyor deniyor. Cevap şudur: Kimse Üzülmez'den daha fazla aksayamaz. Hücum konusuna girmeyelim. Maçın yıldızı Serdar Özkan'a gelince, Serdar bol çalım attı, birkaç orta yaptı, üretimi azdı. Delgado'ya ayıptır.
Birkaç gün önce yine Lig TV'de Beşiktaş'ı sezon öncesi masaya yatırma programı vardı, yatıranlar da yine kötü seçimler tabii; Sanlı Sarıalioğlu, Ömer Güvenç ve Turgay Demir. Kadro böyle olunca izleyecek başka bir şey olmasa bile 6-7 dakika tahammül edebildim, o kısıtlı süreye de Turgay Demir "Bobo tek santfor oynayamaz, sırtı dönük top tutamaz, Bobo sadece boş alan buldu mu etkili" gibisinden Ömer Üründül ezberleri sıkıştırdı. Bu Bobo'yu küçümseme işini Üründül'ün sürdürmesi şaşılacak bir durum değil de, sözde her maçını izleyen Beşiktaş yazarları nasıl bu kadar bakarkör olabiliyor, bilemiyorum. Artık Bobo'ya kemküm edemeyen Sanlı da ilk yarım sezonundan sonra "bonservisi alınır da Bobo takımda tutulursa kulübe tankla yürürüm" demişti.
Ertuğrul da kaldığı yerden devam; maç 2-2'ye geldikten 5 dakika sonra ikinci golün enfes asistini yapan Holosko'yu çıkarıp Serdar Kurtuluş'u alıyor, sahada hala Tandoğan var bu arada. 2-0 geriye düşmenin akabinde yaptığı hamle de Aydın-Özkan değişikliği. Bu kadar laf ola bir değişiklik ancak basketbolda görülebilir; sınırsız oyuncu değişikliği yapılabilen basketbolda.
Bu sezona "iplemiyorum, iplemeyeceğim" parolasıyla giren, dün de 90. dakikaya dek koltukta yatarak maçı seyreden, yenen gollerin ardından telefonda pozisyonu eğlenerek tartışan, 2-2 yapan golde bile tepki vermeyen ama mal Antalya taraftarının abuk tepkileri ve golü Bobo'nun atmasıyla, biraz da bağırmayı özlediğinden sonda yine cozutup tüm Kızıltoprak'a golü haber veren biri olarak bakalım bu işin devamını getirebilecek miyim. Gelecek haftadan bile şüpheliyim.
13 Ekim 2007
Düzeltme
Trezeguet 'hala' yok yazmıştım ama yaklaşık bir ay önceki maç günlerinde kadrodaymış. Tatildeydim o sıra, kaçırmışım. Yine de "Hesap ver Domenech". Şimdi niye yok ki?
12 Ekim 2007
Hala yok... Niye yok?

David Trezeguet özellikle son bir buçuk yıldır futbolun en fazla küçümsenen adamı olmaya aday. Juventus kadrosunda ondan daha iyi, hatta onun kadar iyi forvet olmamasına -ve daha sonra da alamayacak olmasına- rağmen yazın Arjantin asıllı Fransızı şutlamak için nabız yokladı. Fener'e transferi hangi noktada takıldı bilemiyorum ama hakikaten Avrupa çapında pek talibi duyulmadı. Hala Juve'de ve Ibrahimovic'le birlikte gol krallığı yarışında zirvede. Ve hala Fransa milli takımı kadrosunun dışında. Daha da ilginci, Fransa milli takımı kadrosundaki forvetlerin hepsi benzer tarzda: Henry, Benzema, Anelka (ve yanlarında Govou, Ribery, Malouda, Rothen gibi kanat oyuncuları). Trezeguet bunlardan farklı bir adam; topu önüne alıp acayip bir depar patlatamaz ya da dar alandan seri hareketle çıkma alışkanlığı yoktur, zaten belki de bu yüzden bu kadar çabuk gözden düşmüştür. Ama kanattan gelen bir ortaya bu adamların hepsinden daha iyi hareketlenir, hava topunda tartışmasız hepsinden daha iyidir, ayrıca duvar da olur. Tamam, Domenech iki kanat oyuncusunun ortasında HenryAnelkaBenzema tarzı tek bir santrforla takım kurmayı seviyor da, istatistikler de Fransa'nın Euro 2008 elemelerinde 5-0'lık Faroe Adaları maçını çıkarırsak sekiz maçta 10 gol atabildiğini söylüyor. Son üç maçta da tek gol bu arada.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
