soldan sağa #21 Nique, #32 Jon Koncak, #25 Doc Rivers & #23 MJ
Nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Haziran 2011
21 Ocak 2010
Nostalji 16 - Agassi & Sampras
23 Ekim 2009
Eski dostlar bardak oldu

Isiah Thomas’ın yöneticilik ve koçluk kariyerini nasıl piç ettiğini biliyoruz. İntihar etmeyi düşündüğü günlere gelene kadar uzanan bir süreç, yarı başarılı bir yöneticilik, iyi draft seçimleri, kötü kontratlar ve en nihayetinde eline, yüzüne bulaştırdığı New York macerası… Çoğu takipçi ise oyunculuk kariyerini nasıl piç ettiğini ve ligin efsane oyuncularından biri olma yolunda ilerlerken, sessiz sedasız emekliliğini açıkladığını hatırlamaz.
Az aşağıda değineceğim ana yemeğin hemen öncesinde o yemeğe giden hazırlık sürecini anlatalım. Bu işin arkasında da Michael Jordan var, ilk All-Star maçı olan 1985’e uzanıyor hikâye. Jordan’ın üzerinde, o zamana kadar herhangi bir yıldız üzerinde eşi benzeri görülmemiş ilgi var, Nike anlaşmaları, “All-Star maçında All-Star ekipmanı giyilir” tabusunu yıkan smaç yarışması ısınmaları ile Jordan marka ikonu bir genç yıldız olarak parıldamaktadır.

Jordan’ın asansörde Isiah’a selam vermediğine dair bir söylenti de olayları iyice alevler ve zamanın kankaları Magic ve Isiah, parlak çocuğa topu fazla atmamak üzerine bir konuşma yaparlar ve bunu da sahada –her ne kadar kimse bu konuda bir itirafta bulunmasa da- uygularlar. Maç sonrası isimsiz bir kaynak bu olayı doğrular, maçı izleyen ünlü spor yazarlarından Jack McCallum da “In my opinion, there was a freeze-out. Maybe not for the entire game but for major parts of it” diyerek tanıkların hislerine tercüman olur.
Jordan, kariyerinin son sahnesi olan Hall-of-Fame konuşması dahil –ki o konuşmada giydirmediği adam kalmadı- olayı reddeder, Isiah da bir sürü efsanenin bulunduğu –Bird, Erving, Moses gibi- o kadroda Jordan’ın sadece 9 şut kullanıp 7 sayı atmasının normal olduğunu anlatarak güler, geçer.
Ancak yazılı olmayan tarih öyle demiyor. Jordan o günden sonraki ilk Pistons maçında 49 sayıyı atıverir. Kariyerinin geri kalan kısmı da sürekli Isiah ve Pistons ile didişmekle geçer ve belki de muhteşem başarılarla dolu kariyerindeki en ağır mağlubiyetleri de hep Isiah’a karşı alır. Ancak 1991’deki süpürge sonrası Isiah olayı kaldıramaz ve maçın bitimine henüz 10 saniye varken bench’teki arkadaşlarıyla birlikte sahayı terk eder.
Sonrası ana yemek. 1992 Original Dream Team kurulurken dönemin en formda yıldızlarından ziyade, son 10 yıla damgasını vurmuş efsane oyuncular tercih edilir. Magic Johnson ve Larry Bird basketbolu bırakmamış olsa da son demlerini yaşamaktadırlar. Bahsi geçen dönemden tek bir süperyıldız kadroda yoktur: Isiah Thomas. 4 Kasım’da resmen satışa çıkacak olan, Jack McCallum’un kaleme aldığı, Magic ve Bird’ün ortak otobiyografisi When the Game was Ours’ta Magic Johnson, bu işe tam da bizim tahmin ettiğimiz şekilde, bir açıklama getirmiş:
Isiah killed his own chances when it came to the Olympics. Nobody on that team wanted to play with him. ... Michael didn't want to play with him. Scottie [Pippen] wanted no part of him. Bird wasn't pushing for him. Karl Malone didn't want him. Who was saying, 'We need this guy?' Nobody.

Isiah ve Magic, 1988 finallerinde maçlardan önce ‘a kiss on the cheek’ olarak bilinen selamlaşmalarıyla dostluklarını ele-güne duyurmuş, ölümüne kanka imajı vermişlerdi. Isiah, en çok da bu konuya üzüldüğünü söylüyor:
I'm glad that he's finally had the nerve and the courage to stand up and say it was him, as opposed to letting Michael Jordan take the blame for it all these years, I wish he would have had the courage to say this stuff to me face to face, as opposed to writing it in some damn book to sell and he can make money off it.
Magic’in asıl ağır suçlaması, HIV taşıdığı ortaya çıktıktan sonra gay yahut biseksüel olduğuna dair iddiaları yayan kişinin Isiah olduğunu söylemesi. Onun bu konuyu sürekli irdelediğinden, en güvendiği kişi olmasına rağmen peşini bırakmadığından bahsetmiş. Isiah ise öz kardeşinin AIDS’ten öldüğünü ve bu konuda Magic’ten daha fazla bilgi sahibi olduğunu, ek olarak da bu kadar yakın bir arkadaşının cinsel tercihlerini sorgulayarak bir bakıma kendisininkini de sorgulamış olacağını söylemiş. İlginç bir yaklaşım.
Sonuç olarak, vefa bozası zamanında leblebiyle içtiğimiz bir içecekmiş. Bu yaşa gelmiş adamların birbirine böyle bel altı vurmaları hoş değil. Isiah en çok arkadaşı zannettiği Magic’in kendisine kitapla vurmasına içerlemiş:
I'm really hurt, and I really feel taken advantage of for all these years, I'm totally blindsided by this. Every time that I've seen Magic, he has been friendly with me. Whenever he came to a Knick game, he was standing in the tunnel with me. He and Herb Williams and I, we would go out to dinner in New York. I didn't know he felt this way.
Kaynaklar: Bleacher's Brew, CNNSI
04 Ekim 2009
14 Eylül 2009
Nostalji 13 - Jus & Kim
Bunlar da nostalji olsun. Kim ve Jus, kendilerine göre vasatın altı bir oyuncu olan Dominique Monami'nin -o zamanlar van Roost- jübilesinde yer almışlar. Sene 2000. İkisi de henüz Grand Slam kazanmamış...
Bu da kızlar turnuvaları zamanları, sene 1997. Justine Henin'in uluslararası arenaya ilk çıktığı yıl. Semenya'ya uzanan diller büzüşsün...09 Temmuz 2009
15'in öncesi
Federer, an itibariyle gelmiş geçmiş en çok Grand Slam kazanmış tenisçi, 15 şampiyonlukla. Ancak, eski rekor, Sampras'ın 14 şampiyonluğundan daha fazla olabilirdi, eğer tenis daha esnek kurallara sahip bir spor olsaydı.
1968 yılında, tenis dünyasında önemli bir değişiklik oldu. O yıla kadar, Grand Slamler ve para ödüllü diğer şampiyonalar birbirinden ayrı idame ettiriliyordu. Grand Slam katılımcıları sadece amatör tenisçiler olabiliyorlardı, hayatını tenisten kazanmak isteyen sporcular, birkaç amatör şampiyona kazandıktan sonra profesyonelliğe geçiyorlardı.
Mesela, Rod Laver bugünün büyük şampiyonalarını 1960-1962 yılları arasında tam altı kez kazanmıştır, 1962 yılında dört büyük şampiyonayı da kazanıp Grand Slam yapmıştır hatta. Bu işlemi tamamladıktan hemen sonra, yani 1962 yılı bitmeden, profesyonel olmuş, ve amatörlerle profesyonellerin birleştiği (günümüzde de devam eden Open Era) 1968 yılına kadar bu dalda mücadele etmiştir.
Özellikle Open Era'ya yaklaşılan dönemlerde, profesyonel oyuncular ile amatörler arasında büyük güç farkları vardır. Mesela, dönemin en iyi oyuncularının pro oldukları 1957 senesinde, amatör kalan en iyi oyuncu olan Lew Hoad, Wimbledon finalini sadece beş oyun vererek kazanmış, buna rağmen hemen arkasından başladığı profesyonel kariyerindeki ilk 11 maçından sadece ikisini kazanabilmiştir.
Bir sezonda Grand Slam yapabilen sadece iki oyuncu var. Don Budge 1938'de, Rod Laver da 1962'de amatör iken bunu başarmışlar. Open Era'daki tek örnek, dönemin ikinci senesinde, yani 1969'da Rod Laver'ın ikinci zaferi. O zamandan sonra da en çok yaklaşan Federer oldu.
Amatör ve profesyonel tur, birbirinden ayrı Grand Slam'lere sahipti. Bu turnuvalarda toplamda en çok şampiyonluk Avustralya'lı Ken Rosewall'a ait, 23 tane. Bunlardan sadece dördünü amatörken kazanmış, profesyonel olduktan sonra, Open Era öncesinde tam 15 profesyonel şampiyonluğu var, bunlardan 8'i Fransa ve 7'si de üst üste. Open Era'da dört şampiyonluğu daha var.
Tenisin şu anki düzeninden büyük ölçüde mutluyum, bazı değişiklikler beklesem de; ancak ayrı-gayrı döneminin de biz tecrübe etmeden bitmiş olması sevindirici. Sporcuların kendi aralarında ayrılmaları hiç de hoş olmazdı sanırım.
08 Temmuz 2009
Nostalji 11 - Have a Cigar
25 Haziran 2009
10 Haziran 2009
Nostalji 9 - Legend on the grass

Bob Marley, Am/Jam (Amerika ve Jamaika) takımıyla birlikte, Haiti karması karşısında. Yer: Miami. Yıl: 1980. Kansere yakalandığını öğrenmeden birkaç hafta önce.
fotoğraf: David Brooks - pobm
08 Mayıs 2009
Nostalji 8 - Alcindor & Wooden

Çok bilinmedik bir fotoğraf değil ama insanın ciğerini alıyor bu tip kareler. NCAA'in gelmiş geçmiş en büyük efsanelerinden ikisi, muhtemelen bir maç öncesi Wooden'ın tavsiyelerini alıyor Kareem, o zamanlar Lew.
Nostalji serisi
14 Nisan 2009
Nostalji 7 - 1993, Torino
Evsahipliğini üstlendiğimiz finalin üzerinden 16 yıl geçmiş. Maç sonundaki kavga, Naumoski'nin kaçırdığı son hücum, 15 farkın yavaş yavaş erimesi, Volkan Aydın'ın "şu maçı alamıyoruz" çığlıkları. Naumoski'nin ilk senesinde, henüz 24 yaşındayken oynattığı final.16 Mart 1993, Torino, Efes Pilsen - Aris boxscore
11 Nisan 2009
08 Nisan 2009
07 Nisan 2009
06 Nisan 2009
30 Ocak 2008
Nostalji 1 - Ruud Gullit & Francesco Toldo
Senelerden 89 veya 90. Orlon kazaklı Gullit 6-1 kapısını alıyor ama karşısındaki her kimse kaçmış bile. Genç takımın kalecisi Francesco da abilerini izliyor, çaylar bitince tazeliyor. Tişörtte ne yazıyor diyen varsa, Mediolanum, Milano'nun eski ismi. Suratlara sansür koysak, Hakan Şükür ve Sabri sanılabilirler. Gullit iyi zar tutuyor olmalı ki, bardakla attırıyolar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















