mightyzizou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mightyzizou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2009

Z-Pac

“Yeah man. You know Tupac? I’m Z-Pac!” (Evet adamım. Tupac'ı bilir misin? Ben de Z-Pac'ım!)
Zaza Pachulia; "Yani senin kendi rap şarkın mı vardı?" diyen Lang Whitaker’a cevap verirken.

Nothing Easy Zaza Gürcüce rap şarkısında vokal yapmış vakt-i zamanında, ilgilenenlere. Zaza dakikalar biri gösterdiğinde sahneye çıkıyor diyor Lang Whitaker.




Lang Whitaker'ın yazısı için aşağıdaki linke akabilirsiniz
http://www.slamonline.com/online/blogs/the-links/2009/12/links-zaza-pachulia-or-z-pac/

15 Ekim 2009

Tez antitez ve Ciara Feat

Tez Cengiz Semercioğlu’ndan geliyor, ünlü televizör eleştirmenü, özgürlük savaşçısü ve Ciara Feat’lerin dostü, Zaza Enden Tatü, youtube’ların hamisü…

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12416810&yazarid=105

Antitez ise ünlü tenör ve doktör ve daha bir sürü şey Ferhat Göçer’in sevgilisü ünlü sinema eleştirmenü cinobilü Ömür Gedik’ten geliyor.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12431606&tarih=2009-09-08

Sentez de Rammstein’dan geliyor. Ciara Feat’in daha öğreneceği çok şey var.

Ömürcüğüm Gedik ve Cengizciğim Semercioğlu’na naçizane tavsiyem; google’a Feat ailesi yazın, kendimi şanslı hissediyorum diyin, soyağaçları karşınıza gelecektir. Ordan alır yürürsünüz. Ha bir de wikipedia diye bir şey çıkmış, işe yarıyor arada bir.

ü

14 Eylül 2009

Tazeler, Federer'den

Federer - Djokovic maçı vardı bu akşam, US Open erkekler yarı finalinde, yağmur mağmur ancak oynandı işte, Federer Abi acayip işler yaptı, Djokovic de "Tamam abi, gel buyur." dedi bazı bazı. Acayip işlerin bir kısmı aşağıda. Djokovic bir ara yukardakine isyan ediyordu, haklıydı.

"Gel buyur abi"



"Vay..."



PS: Videolar tenisin yükselen yıldızı Oytun'dan.

06 Ağustos 2009

Atış Serbest

Yeni sezon bu hafta başlıyor, her sezon öncesi gelir böyle açıklamalar, bu sene sıra İbrahim Toraman'daymış, İsmail Er eşliğinde geliyor. 'Ne gerek var?' demeden edemiyorum. Ayrıca Hürriyet'in internet baskısındaki fotoğraf da durumun hakkını veremiyor, İsmail Bey'in parmak arası terlikleri gözükmüyor.

İsmail ER

Neden final olmasın


Bir hafta sonra sahalara döneceğini müjdeleyen Beşiktaş savunmasının yıldız ismi, “Bizi yeni sezonda daha büyük hedefler bekliyor. Geçen sezon 2 kupa kazandık. Bu sezon da taraftarlarımızı yine gururlandırıp bu kez kupaları üçleyeceğiz. Neden Şampiyonlar Ligi’nde final oynamayalım” dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/12222944.asp?gid=211&sz=45536


04 Haziran 2009

Hata.

Kusturica’nın Maradona filminden bir parça görüntü bulup koymuştum bloga. La Vida Tombola’yı söylüyordu Manu Chao, Maradona’nın karşısında, sokakta. Emir Kusturica zannetmiştim Maradona’nın sırtına dokunan adamı. Sedat söyledi Douş’tan duymuş, o adam Kusturica değilmiş. Hata yapmışım. Yakın renkleri ve suratları karıştırırım zaten. Belgesi aşağıda. Hiç de benzemiyor Kusturica’ya ortadaki adam. Komutan Logar’dan geliyor:

- Kimsin sen?

14 Ekim 2008

La Vida Tombola



Mekan Buenos Aires, Manu ve arkadaşı çalmaya başlıyor. Maradona ve Kusturica arabadan iniyor. Emir'den bir "a pat in the back" geliyor. Akabinde El Diego yürüyor biraz, duruyor ve huşu içinde izliyor. Film şeridini biz de görüyoruz, içimiz titriyor. Aldığı en güzel hediyelerden biridir herhalde.

17 Ağustos 2008

Neden? Ya da hâlâ neden?



Basketbol ve voleybol maçlarında dinledik. Sıradaki dalı merakla bekliyorum, kontrolsuz bir şekilde.

Fotoğraf google'da yapılan arama sonucunda www.spordostluktur.com sitesinde bulunmuştur.

31 Temmuz 2008

Bekler

Dün gece Fenerbahçe - MTK maçını toplu izleme macerası başlamadan saatler evvel Sir'ün evine vardım.



Evden çıkmadan evvel, bağlantı halindeyken, canlı canlı kapatma davası sonucunu beklerken arada bir uyarıyordu Sir, “NTV Spor Gürcan” diye. Bakıyordum geri dönüyordum, geri dönüyordum ve bakıyordum. Burcu Hanım’ın makyajı olmamıştı. Gürcan Bey’in makyajı gayet hoştu.



Hayat çok garip ama Burcu Esmersoy ve Gürcan Bilgiç'i bir araya getirebiliyor. Hem de gün boyunca muhabbet ediyorlar aralıklarla. Belki de aralarındaki tek bağlantı Didem şarkısıdır.

Minibüse doğru yürümeye başladım, yanımda bir arkadaş, Uğur. Bizim evde bir süre beklemiştik, kapatma davasının sonucu açıklanacak diye, açıklanmadı da açıklanmadı. Mikrofonlar konuluyordu masaya, kulağında cep telefonu olan bir adam kameranın önünde sıçrıyordu kafasını kadraja soktu bir kez. Ne acayip işler oluyor. Yolda Haşim Kılıç’ı gördük dükkanların vitrinindeki televizyonlarda, so American, pas geçtik kendisini heyecan olsun sonra öğrenelim sonucu diye. İki patlamanın olduğu muhitten de geçti minibüs. Ne acayip işler oluyor.

Sir Gürcan Bilgiç’in tespitlerini aktardı Fenerbahçe hakkında eve varınca. Yolculuk boyunca izleyememiştim, 4-4-1-1 veya 4-3-1-1 şeklinde oynayacakmış takım. Ve Aragones bekleri ileri çıkmasını sevmiyormuş çıkana da darılıyormuş. Sonrasında Avrupa Şampiyonası’nda beklerin çıktığını hatırladık. Maç öncesinde taraftarlar yapılan röportajlarda kulübe destek için karısına çocuğuna ve kendisini forma ve ürünler aldığını söyleyen kulüp bilinçlisi bir baba ve maçtan 3-1 skor isteyen bir çocuk vardı. Ne acayip işler oluyor.

Akabinde 28 Temmuz 2008 tarihli Sabah gazetesi linki geldi Sedat’tan.

http://www.sabah.com.tr/2008/07/28/haber,EFD71CF370F14F57A511724A1A9862F7.html

“Bu modelde risk almak da istemiyor kurt hoca. İki önemli hücum bekini; Carlos ile Gökhan Gönül'ü bu nedenle ileri çıkarmıyor. Ön liberosu da sürekli yüksek konsantrasyon ile oynayıp, gedikleri kapamak zorunda. Bu anlayış üstünüze gelen bir takım için birebir.”

Öncesinde de maçı izlediydik. Akabindeyi ve öncesindeyi saatlerle ölçtüm, az sayıda saniyelerle değil.

Ve maçta iki gol oldu. Roberto Carlos ilk golü attı, Gökhan Gönül ikinci golün öncesindeki pası verdi. Ve maç boyunca birçok asist yaptı. Ve sanırım spor basınımızın asist hastalığına yakalandım toparlayamıyorum kendimi. Ne acayip işler...

30 Nisan 2008

Larry "The Legend"








Larry Brown Charlotte Bobcats'in koçu oldu. Kolejden hemşerisi Michael Jordan'ın teklifini kabul etmiş. Ayrıca modayı da yakından takip ediyormuş.

23 Nisan 2008

Taraf olmak

Televizyonda spor artık çığrından çıktı. Hepimiz hemfikiriz buna herhalde. Bir tek Tümer'li Larissa'yı izleyemiyoruz canlı olarak. Ve ekrana sadece maçlar da gelmiyor haliyle anlatımları da beraberinde geliyor. Orda da farklı bir çılgınlıkla karşılaşıyoruz. Maç izleyip keyif alayım derken kendimi sahadaki oyunun haricinde spikerle mücadele ederken buluyorum. Sonra da "Neden, nasıl böyle bir durumun içindeyim?" diye buhranlara sürükleniyorum.

Gökhan Telkenar unutulmaz bir performans yaşattı dün gece Liverpool - Chelsea maçı boyunca, özellikle de maçın sonunda. Maçın çeşitli anlarında duble bip geldi evlerimize. Kişisel bir ricam olacak, en azından sesini kısalım cep telefonunun.


Asıl mesele, kafamı kurcalayan olay, Gökhan Telkenar'ın Liverpool'u tutarak maçı anlatması. Uzatmanın sonunda gol geldi ve coşkulu sesinden eser kalmadı. Suskunluk. İlker Tahsin skeci gelecek sandım o an. "Eyvah, yapmayın çocuklar." Ne gerek var? Kop tribünüyle beraber hisse mi alacak sanki? Bilemiyorum Altan.

Çok yakın geçmişte, FOX'ta Calzaghe - Hopkins maçında da benzer bir performans Bilgehan Demir'den gelmişti. Muhammed Ali, Rocky Balboa, Rocky Marciano, Rocky 7, belki antrenör, hakemler... Hopkins yenilince biz de yenilmiş sayıldık.

Şu gördüklerimiz çok nadide performanslar olarak anılmalı ama çok sık yaşıyoruz artık ortalama haline geldi.

Belki de Tim Duncan performansları bunlar; "They made it look easy."

Kimbilir.

06 Aralık 2007

Bırakma bizi Wilander

Mats Wilander 2008 sezonu için Paul-Henri Mathieu’nün koçu olmuş, Patrice Hagelauer ile birlikte çalıştıracaklarmış Mathieu’yü. Hagelauer’yi tanımıyorum, ve özür diliyorum kendisinden.

Ne acayipsin sen Fransızca telaffuz. (Majere’yi göreve çağırıyorum, gerekli düzeltmeleri yapsın.)

Ayrıca yazın Amerika Açık’tan önce Golovin’e de koç oldu. Turnuva sonuna kadar çalıştıracak en azından diyorlardı ama sonra noldu bilemiyorum.

Sana giren çıkan mı var diyebilirsiniz, daha kibarca elbette, yoksa ayıp. Eğer bu yüzden mahrum kalacaksak Wilander’den Eurosport’ta Grand Slam’lerde, daha doğrusu Roland Garros’da, onu bilmiyorum işte.

O Wilander ki bize toprakta top sektiğinde nasıl iz bırakır, o iz ne anlama gelir, onları öğretmişti. Bunun yanında da türlü türlü espriler.

Kendimi 6 Pas’a bağlanan RTÜK başkanı ertesindeki Ahmet Çakar gibi hissediyorum. Beyler korkuyorum, sıkıntı var...

19 Ekim 2007

Sıcak Su


Turkfutbolu mail list’inde gördüm, Çağdaş Funda kayda geçirmiş. Tanımasam da teşekkürler kendisine. Biz de bir kayda geçelim burada.“Two size” kadar olmasa da tarihte yerini alacaktır.


Etraflı bir analizini yapamıyorum bunun ama Fotospor’un seviyesini tescil etmesi açısından faydalı bir eser.


Afacan Kemal Belgin Abi’nin “Bu ne? Kapak.” lafını (jest ve mimikleri eksik, orta okuldaki Türkçe öğretmenimden sonra bu lafı en çok kullanan da Murat Kosova sanırım, “jest ve mimikleri” be ya) ve Black Eyed Peas’in “Where’s the seviye?” şarkısını armağan ediyorum o başlığı atanlara ve aynı duyguları paylaşanlara.


Güncel, popüler kültür, reklamlar, kıssa ve hisse, nükte, Türkçe’ye İngilizce karıştırılması…

Hepsi bu yazdıklarımda var, ayrıca aramızdaki esprilerden birkaçı da. Harika oldu.



02 Ekim 2007

Set the controls

for the heart of the sun