Euro 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Euro 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2008

2002'den 2008'e, ne değişti?


Garip bir milletiz. Her büyük uluslar arası turnuva, her ulaşılmamış başarı, her tarihi galibiyet sonrası bunu düşünmüşümdür. Fikrim bir kez daha sabitlendi, kendimden örnekle hatta. Milli takımımızı her büyük turnuvaya soru işaretleriyle yollarız, kadro beğenmeyiz, her maç ardından radikal fikir değişiklikleriyle kafamızı bulandırırız. Her söylenene “Hmm, doğru lan galiba” tepkisi verip başka başka açılar keşfeder, bu açı hesaplamalarının her birinde öncekinin derecesini unuturuz. Dediğim gibi, bu havadan dimağ sarsan maçlar sayesinde çıkamadım dün geceye kadar. Şimdi sıcağı sıcağına medyanın ve federasyonun, dahası başbakanımızın ve cumhurbaşkanımızın yarattığı havayı üfleyip Milli yönetimimizin doğru ve yanlışlarına bakmak istiyorum.

Milli futbol takımımız uluslar arası alanda en büyük gurur kaynağımız, sevincimiz, reklamımız oldu yıllar yılı, ama büyük başarıların arkasında hep travmalar oldu, hem bireysel hem takımsal olarak. Diğer büyük başarımızın cereyan ettiği 2002 ile başlayalım. Gelmiş geçmiş en güçlü jenerasyonumuz, en yetenekli ve derin kadromuz, kafa olarak en hazır oyuncularımızla girmiştik eleme sürecine. Oldukça zayıf grubumuzdan, müthiş deplasman derecesine rağmen, içerideki efsane İsveç mağlubiyeti (88-90) ve Makedonya beraberliği (Alpay “hat-trick” Özalan) yanında garip Slovakya beraberliği ile anca ikinci olabilmiştik. Hatta aynı gece ülke olarak Eurobasket’teki Hırvatistan zaferine yoğunlaşınca İsveç faciasına yeterince üzülememiştik. Sonuç: yine playoff, yine playoff.


Dünya Kupası öncesi havayı hayal meyal hatırlıyorum. 5-0’lık Avusturya maçı takıma olan inancı artırmış, medya “Türkiye’ye %30 oynasak yeter” diyen Roberto Carlos’a yüklenmişti. Bu inanca rağmen, Emre Aşık ve Bülent Korkmaz’ın arkasına Ümit Özat’ı libero olarak çakıp ultra savunmacı bir takımla Brezilya karşısına dikilmemiz garipti. Bu akıllarda kalsın, sonrası hatırlardadır zaten. Şanssız mağlubiyetlere yeni bir halka, şefersiz Rivaldo, kabus Kosta Rika maçı, son dakikada boş kaleyi pas geçen Winston Parks, Brezilya’ya Kosta Rika’ya yatmasın diye baskı –en ilginci de bu, garip bir umutsuzluk vardı herkeste bu maç hakkında, sonuç 5-2 olunca sarsıldık.

Çin maçında açılan takım, Japonya’ya İtalyavari bir galibiyetle selam edip Senegal’i ezince hedef kupaya yöneltildi. Brezilya karşısında tıpkı dün gece olduğu gibi çok iyi oynamıştık, Hamit’in orta sahadaki bağıran varlığı o akşam turnuvanın yıldızı Hasan Şaş’ın omuzlarındaydı, Ronaldo’nun burnu Rüştü’nün piknikte bile kurtaracağı bir topken fileleri gördü, İlhan’ın kafası direği yaladı ve elendik. O turnuva aslında bu turnuvanın da bize inceden inceye verdiği mesajı sokmuştu kafamıza. Bazı takımların kadro kalitesi ve derinliği asla İtalya, Brezilya, Arjantin ya da Fransa seviyesinde olmayacak. Ancak yetenekleri doğrultusunda agresif oynayan, iyi hazırlanan, birbirine güvenen oyunculardan kurulu her takım turnuvada umulmadık başarılara ulaşabilir.


Bu turnuvaya gelelim. Önce tebrikler. Bütün maçlarda oynayan Hakan Balta’ya, parmağındaki sakatlığa rağmen bütün maçlarda oynayan, bana göre bu turnuvanın kahramanı Hamit’e, yüksek beklentilerin altında ezilmeden sakatlanana kadar istikrarlı futbol oynayan ve Çek Cumhuriyeti maçındaki unutulmaz golü atan Nihat’a, İsviçre maçındaki golüyle takımı ateşleyen, Çek Cumhuriyeti maçındaki golüyle itekleyen Arda’ya, formunu sezon sonrasında bu turnuva için muhafaza eden Semih’e teşekkürler. Fatih Terim beklediğimiz gibiydi, yorumlarıyla, yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla kafa karıştırdı ve takımdan ne beklememiz gerektiğini asla bilmememizi sağladı. Diğer bir yandan, bu fikirden de destekle ülkenin en büyük teknik direktörü olduğunu bir kez daha ispatladı. Kelimelere yanlış döktüğünü düşünsem de, bu takıma aşıladığı çok önemli bir psikolojik sağlamlık var. Yetenekli bir takımız, stoperimiz ve kalecimiz uzun yıllardır sorun olsa da diğer mevkilerde derin sayılabilecek bir kadro çıkarabiliyoruz, bunun ışığında birbirimize güvenirsek ve istikrarlı olarak agresif bir futbol oynarsak her turnuvada başarılı olabiliriz.

Bunu fark etmemiz için yine ilk 90 dakikayı boş geçmemiz gerekti. Stoperi ve kalecisi soru işareti olan bir takımın yapması gereken ilk şey agresif oynamaktır. Geriye yaslanmak, hızlı adamlarla açık alan yakalamaya çalışmak asla becerebildiğimiz bir şey olmadı; Portekiz maçının özelinde herhangi bir rakibe karşı bu anlayışla çıkmak intihar olurdu, zaten turnuvadan elenmemizle sonuçlanan birkaç kritik pozisyon da geriye yaslandığımız dakikalarda gerçekleşti. Orta sahayı hem dikine oynama becerisi olan, hem fizik gücü yüksek ve rakibi orta alanda bozacak oyuncuları Aurelio’nun yanına döşeyerek kurmamız gerekiyordu, bu tarife uyan tek oyuncu olan Hamit’i sağ beke hapsederek ikinci hatasını yaptı. Hem de İsviçre maçının belli bir bölümünde, o bölgeyi savunması gereken Sabri orta sahada amok koşuculuğu yapıyordu.

Hatalar yavaş yavaş düzeltildi ve İsviçre maçındaki beklenmedik Arda füzesi Terim’i uyandırdı. Bu noktadan sonra Terim turnuvayı domine etmeye başladı. Öncelikle açıklamalarıyla yaratılan havayı bozup, takımın rahat oynayacağı bir psikolojiyi destekledi. En büyük karakteristik özelliğimiz olan zora girince umudu kaybetmeyi ve tabiri caizse mabadı yere sermeyi neredeyse göremedik.

Neredeyse diyorum zira Atv’nin rüya kadrosu neredeyse yediğimiz her golden sonra beş dakika kadar maç anlatmayı bıraktılar. Yalçın Çetin tüm zamanlardaki favori spikerimdir ama Erdoğan Arıkan ve Kerem Öncel olmadı. Selçuk Yula nedir, anlamadım. Uğur Meleke’yi çok az kullandılar. Maçı babam anlatsa şu ekibin yokluğunu hissetmezdim –Yalçın baba hariç.


Çek Cumhuriyeti maçında da Hamit’in etkin olduğu bölgeye çekilmesi kilit hamle oldu, orta sahayı hallaç pamuğu gibi attı, üç golün de hazırlayıcısıydı, Nihat ve Arda gollerde enfes vuruşlar yaptılar –bu da özlediğimiz görüntüydü. Hırvatistan bizi daha çok andıran, maçı beraber oynayan, iyi savunma yapan ve çabuk çıkan bir takımdı, övündüğümüz kondisyonumuz son dakikalarda bizi biraz zorladı, Semih’in golü anlatılmaz. Zaten anlatmak için izlemek gerek, topun kaleye girdiğini anlayabildiğim saniyeden itibaren minder dövüyordum, İsviçre maçındaki halimi hatırlayınca komik geliyor şimdi. Yağmur altında debelenen takımı izlerken, Volkan topun ilerlememek için isyan ettiği zeminde sıfıra inmiş Derdiyok’un üstüne koşarken “Yahu biraz daha zekasıyla oynayan, şu ortamda maçı idare etmeyi becerebilen, 2-3 tane tek pası üst üste koyabilen bir takım istiyorum, çok mu?” diye söyleniyordum kendi kendime. Arda’nın golünde tavuk gibi bakıyordum televizyona, gol benim için sürprizden de öteydi, o golle birlikte takımın kendine olan güveni de yavaş yavaş büyüdü Almanya karşısındaki büyüleyici 91 dakikayı geride bırakana kadar.

Sonuç olarak yarı finale geldik. Portekiz maçında pas yapamayan takıma hayıflandık, İsviçre’nin havasında yanına uzun kollu bir şey almayı unutan sevgililer gibi çaresiz oynayan oyuncuları görünce sinirlendik. Hani bazı takımlar sistemleri dahilinde hesap dışı bir kırmızı kartta, olağan dışı bir hava koşulunda, önemli bir oyuncunun kötü oyununda ne yapmaları gerektiğini bilmezler. Ama bizim takımımızın bu duruma daha hazırlıklı olması gerekirdi. Çünkü bu turnuvaya gelen ekibin en önemli özelliği fizik gücüydü, üstüne Amerika’lılara yüklettik, sonuç olarak biraz daha dirençli olmalıydık. Çek Cumhuriyeti’ne karşı galibiyet beklemiyordum, onlar da işin özü 2-0’ı yakalayınca biraz gevşediler ama orda olmayan direnç burada oluştu ve yine Türk futbolunda alışık olmadığımız 15 dakikalık yoğun baskımızla maçı aldık. Dahası, 2-2 makul bir skor olmasına rağmen agresif oynayıp kroki durumdaki rakibe son şaplağı atıvermemiz beni çok etkiledi. Hırvatistan maçındaki epik son da güzeldi ama normal şartlardaki bir maçta test edemedik kendimizi, bu da biraz sezildi yarı finalde.

Eksik kadroya ve tahmin edilebilir kadro yapısına rağmen, Terim faktörü devreye girdi ve bu durumu da avantaja çevirmeyi başardık. Almanya maçına nasıl çıkacağımız ya da nasıl oynayacağımız hakkında en ufak bir fikrimiz bile olmadı bu sayede. Ama gerekeni yapıp agresif oynadık, rakibi orta sahada boğduk ama savunmada pozisyon bilgisi eksikliği bir gole –neredeyse ikincisine- mal oldu. İkinci gol rüya gibiydi ama sonrasında en iyi yaptığımız şeyi, sakin kalmayı beceremedik ve basit bir savunma pozisyon hatasıyla Lahm’dan gol yedik. Sağlık olsun diyelim, bu bile fazla geldi.


2002 ve 2008 arasında taze benzerlikler sezdiğim için girmiştim yazıya, uzadı. Geri dönelim, 2002 takımının yıldızı Hasan Şaş, Galatasaray’la da iki çok başarılı sezon geçirmiş ve adını dünyaya ezberletmişti (© Fatih Terim). 15 milyon dolara mı gider, 25 milyon dolara mı gider derken takımda kalmış, üstüne kontratının son senesi olduğu için yeni hoca Terim’le sorunlar yaşamış ve zar zor kadroya girmişti. Sonrası malum, zoraki imza, performansta serbest düşüş ve 26 yaşında heba olan bir gelecek. Arda da aynı sendromu yaşayacak gibi duruyor menajer belası sebebiyle. Israrla Avrupa’ya pazarlanmak isteniyor, kafası bulandırılıyor, olmayan teklifler yaratılıyor. Ben Türkiye ligine mensup bir oyuncunun asla 20 milyon € gibi bir bedelle transfer yapamayacağından emin gibiyim. Hayırlısı olsun, Hasan’ın durumuna düşmesin.

Yine o turnuva sonrasında da çok yetenekli ve genç bir jenerasyonumuz olduğu, bu yarı finalden sonra Euro2004’ü silip süpüreceğimiz konuşuluyordu gaza gelmiş medya mensuplarınca. Çok uçmamak, yere basmak ve ikinci bir Letonya faciası yaşamadan ilk hedefi Dünya Kupası’na katılmak olarak koymak çok mühim.

Fatih Terim’i övdük ama bu takımdan ayrılması kendisi için, dolayısıyla Milli takım için hayırlı olacaktır. Kafasında soru işaretleri olduğunda performansının nasıl etkilendiğini biliyoruz. Bu konsantrasyonu bir daha sağlayacağı konusunda şüpheliyim, bu sebeple Napoli’ye yerleşip orada asıl hedefini kovalaması çok daha akıllıca.

Çok genç ve yetenekli bir kadromuz olduğunu düşünmüyorum. 2002’de de görüşüm sabitti. Takımı sürükleyen oyunculardan Davala ve Ünsal 29, Şükür 31, İlhan 27, Hasan 26, Tugay ve Bülent 32+ idi, hala kalecimiz ve stoperlerimiz problemdi ve istikrarlı bir kadromuz yoktu. Bu kadroya neredeyse hiç dokunmayarak hazırdan yedik ve hazıra dağ dayanmaz. Aynı hataya bu sefer düşülmemeli. Başa kim gelecekse bu takımın yıldızlarından Nihat’ın 29, Tuncay ve Hamit’in 26 olduğunu, Arda dışında geride kalanların bir sonraki turnuvaya nerede olacaklarının garanti olmadığını, stoperlerimiz ve kalecimizin 2002’den daha da belirsiz durumda olduğunu bilmesi gerek. Topal, Balta, G. Gönül –ah bir sakatlanmasaydın-, Arda ve Hamit iyi bir çekirdek ama uçmak için yeterli değil.

Son olarak, bu başarıdan kim nemalanacaksa n’olur oyuncuların ve teknik ekibin önüne geçmesin. Hasan Doğan’a şimdiden ayar oldum ama işin içine Başbakanımız da sızıyor. Biraz açılalım, doktoru bekleyelim. Dahası aklıma gelince yazarım işallah.

Not: Bu aralar Sultanahmet’teyim. Hayranlarımı bekliyorum.

22 Haziran 2008

Euro 2008: Terelelli

Ben yine de genel olarak, televizyon başında kurmaylarımla konuştuğumuz bazısı alakasız, havadan sudan, daha öncekilere benzer bir şablonda bir şeyler yazacağım.

- Şu Euro 2008'i ve Türkiye'nin geri dönüşlerini, Goal serisinden bir filmde verseler, "Of arkadaş, ne ucuz klişe film!" demeyecek adam var mıdır?

- Celtics - Lakers 6. maçı beklerken, güzel bir kafayla Hollanda - Romanya maçının tekrarını izliyorduk, Hollanda benchinde oyuncuların yüzünü ekşittiğini, Van Der Vaart'ınsa güldüğünü gördüğümü sandım bir an, "Rafael saldı galiba" dedim makarasına. Hakkaten salmış Rafael, Van Der "Fart" esprisi ise olayı canlı yayında farkedip çocuğu koyan yorumcular Gary Lineker ve Robbie Earle'e ait.


- Nihat'ın sakatlanarak oyundan çıkarkenki yüz ifadesi maçın en iyi fotoğraflarından biriydi. Daha iyisi ise Bilic'in onu alkışlamasıydı.

- Fransa - İtalya maçında ilk 6 dakikada Ribery'den bahsedilip, akabinde nazar değdirip adamın sakatlanmasında yadsınmayacak bir rol oynayarak, ölüm grubuna da imzamızı bıraktık.

- Medyadaki Viyana Fethi eksenindeki jeneriklerden ne zaman bıkacağız ? Bir ülkedeki bütün medya çalışanlarının hepsi birden mi bu kadar yaratıcılıktan yoksun ki, tarihi kendi işimize gelince ortaya atıyoruz ? Hayır ben mi yanlış hatırlıyorum yoksa bizim medyamız değil mi Inter'in deplasman formasını Haçlı Seferi'ne bağlayan, İstanbul'la ilgili Viyana-vari başlıklara "Küstah .....lar" diye cevap veren, İsviçre'nin tabloid gazetesinin kebap esprili manşetini soyunma odası çıkışında tek tek oyunculara soran ? Neyse, gazetelerimizin %90'ı tabloid olduğu için şaşırmamak lazım, ciddi olduğunu iddia edenlerin bile.

- Madem medyaya girdik, atv'den çıkalım. Arshavin, Arda, Modric gibi Selçuk Manav da Euro 2008'in parlayan yıldızlarından. Uzun süre sonra televizyonda suratını gördükten kısa bir süre sonra gülmeye başladığım insanlardan biri haline geldi Manav. Ki bu duyguları en son Murat Özarı için beslemiştim. Bir de inanılmaz bir ses tonuna sahip muhabirleri var, exclusive! röportajlar yapıyor. Karikatür gibi bir ekip hakkaten. Zaga'da Engin Günaydın'ın spor muhabirliği yaptığı bir tipleme vardı, üstüne biraz Borat ekle onun. Bir tutam da Mr. Bean.

- Bu arada spiker ekibinde Yalçın Çetin açık ara önde. Milli yorumcu sevgili Üründül'e artık alıştık, onu gollerde en güzel sevinen yorumcu seçiyorum. Bülent Tulun aralarda bombalar bıraksa da, genel olarak dinletiyor kendini. Aralarda çok iddialı laflar duyunca insan hakkaten takip ediyor yorumcuyu. Selçuk Yula, daha çok mahallenin sevimli abisi kıvamındaydı. Futbolun güzellikleri, barış, kardeşlikle girip ben oynarken, tribünde güzel görüntüler, taraftarlar yan yana, dostlukla bitirdi genelde. Erdoğan Arıkan çok fakir fukara edebiyatı yapıyor, insan depresif izliyor maçları, biraz neşeli olalım arkadaş, hayret birşey.

- Son maçlarında oyuncularını dinlendiren Hırvatistan, Portekiz ve Hollanda elendi. Sıra İspanya'da olabilir mi ? Belki de sadece tesadüf ama Rusya'nın Hollanda karşısındaki fiziksel üstünlüğünü gördükten sonra bu dinlenme teorisine olan inancım kayboldu. Sanırım burda kilit olan ritm kaybetmek.

- Heheheheh.. (Selçuk Manav aklıma geldi.) En büyük başbakan bizim başbakan diye bağırdı mı bizim çocuklar ?

- Ntvspor'da Sergen iyi bombalar bırakıyor. Koller esprisiyle jeneriğe geçti.


- Peter Fröjdfeldt hakemlikten kazandığını solaryuma yediriyor olmalı. Rosetti, yine çok yakışıklı, Hırvat annesinin kulağı çok çınlatıldı bu topraklarda. Ama yine de son penaltıdan sonra Petric'i teselli edemeden bizimkilerin saldırısına uğrayan Rüştü'nün tamamlayamadığı teselli işini, Hırvat'ı şefkatli şekilde kafakola alarak tamamladı Rosetti. Lubos Michel'in arkadaşı olsam, uyurken saçını kazıma şakası yapardım.

- Zhirkov'u keşfeden keşfedene.. Yahu adam kaç yıldır CSKA'da sol kanatı metrobüs şeridine döndürdü. Daha bu sene Fener'e bela olmadı mı Moskova'da ? Bu arada geçen senenin başında Şampiyonlar Ligi'nin en iyi 50 golü seçilmişti, Zhirkov'un Hamburg'a attığı harika golü bir yerden bulup izleyin, hala görmeyen varsa.

- Pavlyuchenko, Moskova'daki o eleme maçında sonradan girip, İngiltere'yi yıkan adamdı. Yıktığı İngiliz defansının Lescott, Richards, Campbell, Ferdinand gibi 4 gergedandan oluştuğunu hatırlatalım.

- Bu arada Selçuk Manav spor müdürü atv'nin. Peki koskoca spor müdürü, neden beceremediği halde soyunma odası koridorlarında röportaj kovalıyor ? Evet Nihat, Arda'yla öpüşmek ister misin, canlı yayındayız..

- Gary Lineker, BBC'de bizimkileri kızdırmış sanırım. Bir yerde okuduğuma göre gider yapmıştı İngiltere'deki Türkler, Lineker'e, olayı bilmiyorum. Çok iplediğini zannetmiyorum Gary'nin.


- Avusturya'nın bu kadar direneceğini hiçbirimiz beklemiyorduk belki ama işi ileri götürerek ülkeleri için turnuvadan önce rezil olacaklarını düşünüp imza kampanyası başlatan Avusturya'lıların elde ettiği kapağın yarıçapını merak ediyorum. Eğer wiener schnitzel kadar dahi varsa, vay hallerine.. Acıktım.

- Güiza & Aragones'i getiriyormuş Fenerbahçe. Hiddink & Pavlyuchenko daha hoş değil mi ?

- Cruyff, Van Basten'in 4-2-3-1'ini eleştirdiğinde "Bize yakın top tekniği ve futbol becerisiyle iyi kontratağa çıkan takımlara karşı, bu geniş dizilişle çok zorlanacağız." diyip, bir nevi "Fenerbahçe 50 metrede top oynuyor Ahmet Hocam" tarzı bir çıkış yapmıştı elemelerde. Cruyff aslında yanılmıyor bu durumda. Hollanda, İtalya ve Fransa maçlarında erken goller buldu ve kontratak oynamaya başladı. Ama Rusya, Cruyff'un kehanetine benzer şekilde Hollanda'nın ipini çekti ki, aslında elemelerde Romanya tam da Cruyff'un dediklerini doğrulamıştı.

- Bu NFL kondüsyonerlerini herkes kahraman yaptı da takımın yarısı da sakat. Çıkamadım işin içinden.


- Önce Semih, sonra Arshavin. İkisi de underdog'ların kahramanları. İkisi de doğru zamanda parmaklarını kaldırıp anlamlı bir sus işareti yaptılar. İzledin mi Tuncay ?

- Cristiano Ronaldo transferi artık lütfen sonuçlansın. Türk Telekom'un videofon'ları arızalı çıkıp toplatılsın. Suyla serinlenir ama öyle değil diyen Havuç'un havası tez zamanda alınsın.

Varsın açılsın ara..

Euro 2008 gerçekten de ilaç gibi geldi. NBA playoff'ları, Roland Garros derken Wimbledon öncesinde hayat sanki daha hızlı akmaya başladı. Bu bağlamda blogdaki aksiyonun düşmesi ironik gelebilir ama varsın açılsın ara, çünkü yorumlanamayacak şeyler olmakta ve herkesin gördüğünü herkese anlatmakta bu kadar enformasyon deliliği yaşanan bir ortamda ara vermek, olanları sindirebilmek açısından hayli yerinde gibi.

09 Haziran 2008

İlk iki günden notlar...

- İki ev sahibi takımın da mağlubiyetle başlaması herhalde sık görülen bir durum değildir. Avusturya'nın yenilmesi beklenen bir durumdu, ancak İsviçre'nin puansız başlayacağını tahmin etmiyordum açıkçası. Bizim için de iyi olmadı tabi bu. Rakibin motivasyonu, UEFA'nın muhtemel bir iteklemesi, seyircinin kuracağı baskı, yakın zamanda oynanmış olaylı maç gibi bir çok faktöre karşı mücadele etmek kolay olmayacak.

- Türkiye'yle devam edelim girmişken hazır. Portekiz maçındaki görüntümüzle pek umut vermedik. Ancak ne kadar dengesiz bir takım olduğumuzu, ve ne şartlarda ne gruplardan çıktığımızı da unutmamak gerekir. İsviçre maçında yine çok kötü futbol ve zar zor alınacak 1 puan ve son maçta Çek Cumhuriyeti'ne karşı son yılların en iyi oyunuyla gelen galibiyetle grup ikinciliği aklımdaki senaryo.

- Almanya'yı izledik hep beraber. Dünkü oyunumuzla garantici Scolari'nin Portekiz'ine değil de, Löw'ün Almanya'sına karşı oynasaydık ciddi bir fark yiyebilirdik. İkinci olursak büyük ihtimalle de oynacağız kendileriyle. Ama işler değişir tabi o zamana.

- Klose ve Podolski'nin gollere sevinmemesi anlamlıydı. Üzerindeki baskı yüzünden sevinemedi mi yoksa tamamen içten gelen duygularla mı hareket etti bilemiyorum. Murat Can'ın geçen Dünya Kupası'nda bu iki oyuncunun Polonya'ya karşı çok kötü oynadığı şeklinde bir gözlemi var. Klose maçın başında bomboş pası atamayınca "acaba?" dedim içimden. Klose, iyi bir maç çıkarmasına karşın kafası karışık gibiydi. Podolski durumu oyununa yansıtmadı, golleri dizdi.

- Podolski kendine özel bir paragrafı da haketti. Bayern Munich'te henüz iyi oynadığını görmediğim bu adamın milli takımda her seferinde aslan kesilmesi çok enteresan. Kısa oldu paragraf, neyse.

- Ahmet Çakar, Uğur Meleke'ye fena sardı bu arada.

- Fritz olayı enteresandı. Bülent Tulun maçın en iyisi dedi kendisi için. Polonya'da Fritz gibi yaratıcı oyuncu yok gibi bir tez de attı ortaya. Almanya'dan yaratıcı futbolcu örneği vereceksem Fritz aklıma en son gelir benim mesela. Dahası da var. İkinci yarı başladı Schweinsteiger (yanlış yazmış olabilirim hoş görün) oyuna girdi ve Fritz çıktı. Bülent Tulun, "doğru değişiklik" dedi. Frings'in yaşı ilerledi, aksıyordu gibi bir şeyler daha geveledi. Evet, Frings. yani Frings kötü oynadığı için sahanın en iyisi Fritz çıkıyor. İsimleri karıştırmış desek, bu sefer de kendine göre sahanın en iyisi olan adamın çıkmasını onaylamış oluyor. Nereden tutsak elimizde kaldı bu yorum.

- Frei'ın gözyaşlarına üzüldüm açıkçası. Bize karşı oynamaycak olması iyi haber belki ama burada hedef en üst düzey takımlarla mücadele etmekse, bu takımların en iyi hâliyle karşımıza gelmelerini isterim ben şahsen. Muhtemelen aylardır heyecanla bu turnuvayı bekleyen Frei'nin üzüntüsünü tüm kalbimle hissettim. Umarım çabuk döner.

- Şu ana kadarki genel görüntü futbol açısından olumlu bence. Maçların tümü çok yüksek bir tempoda oynandı. Almanya ve Portekiz haricindeki takımların pozisyon üretmekte zorlandıkları bir gerçek. Ürettiklerini de atamadılar zaten. Ama maçlar az gollü diye, az pozisyonlu diye futbola bok atmamak lazım. Tempolar o kadar yüksek ki, genellikle sonradan giren oyuncular çok etkili oluyorlar. Sezonun yorgunluğu, maçların zorluk derecesi, modern futbolun oyuncuları aşırı derecede efor sarfetmeye zorlaması ,vs. gibi faktörleri düşünerek bu turnuvanın kaderini yedek oyunucuların belirleyebileceğini düşünüyorum. Şu ana dek Polonya'da Guerreiro, Avusturya'da Vastic, Ümit ve Kienast, Almanya'da Schweinsteiger, Çek Cumhuriyet'inde Sverkos, İsviçre'de Vonlanthen ilk anda aklıma gelenler. Sabri ve Semih de tezi çürütenler.

- Avusturya düşündüğümüz kadar kumbara bir takım değilmiş. Hırvatistan'ı fena sıkıştırdılar. Yenildiler ama en azından turnuvada 15 takım var yorumlarını voleyle geri yolladılar.

- Deco böyle oynayacaksa Portekiz şampiyon olur, söylemedi demeyin. Herkes birbirini yerken her ayağına gelen topu olumlu kullandı. Sağa attı, sola uzun attı, gerektiğinde bekletti. Yoğun markajdaki Ronaldo'yu oyuna soktu. Oyun kurucunun yapması gereken her şeyi yaptı sanırım. Bizde olsa "koşmuyor" derdik, Hüseyin Çimşir oynamalı tartışmalarını dinlerdik.

08 Haziran 2008

İlk gün

Gereğinden fazla heyecanlı olduğumdan mıdır ya da milli takım kabus gibi oynadığından mıdır, bilmem, henüz ısınamadım turnuvaya. Coverage konusunda çok başarılı olamayabiliriz, blog sakinlerinin şu andaki lokasyonlarını düşündüğümde, bu yüzden hayal kırıklığına uğramanızı istemeyiz; ama aklımda kalan birkaç notu düşeyim.

Brückner'in Baros tercihi çok şaşırttı beni; ancak Koller-Sverkos değişikliğiyle maça damgasını vurdu, tebrikler. Çek takımının geri hattı, anlatıldığı kadar varmış, hakkaten. Nedved ve Rosicky'nin yokluğunda, göze hoş gelen futboldan vazgeçip, daha temkinli bir oyun şablonuyla turnuvaya başlamaları da, Çekler adına umut verici. Sverkos'u küme düşen Moenchengladbach'ın yedek santraforu olarak hatırlıyorum, geçen sezonu ülkesinde geçirmiş sanırım ve kadroya alındığını gördüğüm de ne işi olduğunu kestiremediğim adamlardan biriydi.


Frei turnuvayı kapamış, son haberlere göre ve her ne kadar İsviçre'nin ev sahibi kontenjanından yürüyeceğini düşünmeyi devam etsem de dün izlediğim takım, Frei'nin yokluğunu nasıl dolduracak, kestiremiyorum. Büyük ihtimalle, Hakan Yakin+Streller'e dönecekler; ancak hem Frei'nin liderlik vasıflarını hem de ileride top tutma, saklama gibi özelliklerini çok arayacaklar.

Ancak, benim açımdan daha da endişe verici olan (İsviçreliler adına, tabii ki.) Gelson Fernandes'in, Maldonadovari bir performans göstermesi ve Gökhan İnler'in de çok kopuk kopuk oynamasından dolayı, kanatlardan denenen mucize driblingleri bir kenara bırakırsak, tek hücum silahlarının Magnin ve Müller'in şişirdiği uzun toplar olarak kalması. Umarım, Gelson Fernandes öve öve bitirilemeyen meziyetlerini turnuvanın ikinci maçında da sergileyemez; ancak İsviçre bu gruptan çıkmak istiyorsa ofansif planlarını gözden geçirmeli.

İkinci maçla ilgili olarak; Hamit'in mevkisiyle ilgili tercih çok tartışıldı, maçtan sonra; ancak Sabri'nin maça girdikten sonra yaptıkları ya da senede 3-4 maç dışında, çok koşan, bireysel taktik yoksunu adam görüntüsünün dışına çıkamıyor olması da kafaları niye bulandırmıyor, anlamıyorum. Hamit'in maksimum verimle oynayacağı yerde oynatılması kulağa çok hoş geliyor; ama sağ kanat kümülatif olarak ele alındığında, çok da büyük bir fark yarattığını düşünmüyorum, Terim'in tercihinin.


Ancak, pek çokları gibi ben de anlam veremedim Mevlüt-Sabri değişikliğine, maç çok da kötü gitmiyorken, değişiklik haklarından birini bu kadar erken harcamaya gerek var mıydı, bilemiyorum. Yıldıray, Şükür, Halil, Yıldız&Topuz tartışmalarını bir kenara bıraktıktan sonra; Tümer, Arda gibi dünya futbol sahnesinde çok sayıda benzeri olmayan prototipte adamlar, umarım daha çok değerlendirilir ilerleyen maçlarda.

Kazım, Ronaldo'dan şovu çalmak için çok uğraştı; ancak bazı pozisyonlarda tercih hatası yaptı, bazen de yeterli desteği bulamadı. Üstüne gidilmeyi hak eden yeteneklere sahipmiş gibi gözüktü, sezon boyunca ve turnuvanın ilk maçında. Yeni oyunculardan Mevlüt içinse birşey söyleyemeyeceğim. Kariyerinin sadece 45 dakikasını izlediğim bir adam hakkında ahkam kesemem; ama o 45 dakkadan bu turnuva ile ilgili çıkarımım; yukarıda da belirttiğim gibi defans yapamayan, incecilerden birine süre verilmesi taraftarıyım.

Portekiz'le ilgili olarak; dün geceki performansları 2004'tekine benzer bir rota çizeceklerinin işaretini verdi, bence. Savunmanın ortası, tahmin edildiği gibi çok sağlam, sağ bek Bosingwa ise Arda(mightyzizou)'nın tabiriyle "öküz gibi" afedersiniz. Belli sekanslarda Kazım'ın sol kanatlarını zorladığını gördük ki sol bek mevkii zayıf karın olması beklenen yerlerden biriydi, zaten. Kalecileri Ricardo da bu turnuvanın en kötü kalecilerinden biri, bence. Ancak, orta üçlü ve kanatlar, topun değerini çok iyi biliyor ve sonuca gidene kadar da sürekli top kontrolünü ellerinde tuttular. Ek olarak, bu bahsettiğim mevkilerde ki kadro genişliği de Portekiz adına umut verici. Porto da Lucho ile birlikte orta sahayı domine eden Meireles'ten pek de alışık olmadığımız bir aksiyon gördük dün; ancak ona ek olarak Velloso'yu da orta üçlünün alternatiflerinden biri olarak görebiliriz. Kanatlar için de hepimizin malumu, Quaresma göreve hazır.

Sol bek ve kaleci mevkileri sorunlu gibi gözükse de topu bu kadar iyi domine edebilecek başka bir takım daha olduğunu düşünmüyorum, kadrolara baktığımda. Ronaldo mevzuuna gelirsek, Fatih Terim ve kurmayları dersini çok iyi çalışmış ve kanat savunmasını çok iyi yaptık desem, abartmış olmayız heralde. Ancak, savunmanın iyiliğinin haricinde, Ronaldo'nun bu sezonki 8492. maçı olması ya da Real Madrid dedikoduları nedeniyle mental olarak yorgun gözüktü. Scolari, gerek Brezilya takımında, gerekse de Figo-Deco atışmalarında mental zorlukların altından kalkabileceğini gösterdi. Oyuna müdahele, maç öncesi ya da içindeki taktik gibi konular da çok bir numarasını göremesem de, kartviziti başarılarla dolu Scolari, bu mevzuların altından kalkacaktır.


Attığı golün hatrına Pepe seçilmiş maçın adamı; ancak Deco gözden kaçmamalı, belli ki kabus gibi sezondan sonra İsviçre'nin havası iyi gelmiş. Son sözüm de Tuncay'a; yapma be Tuncay, yapma be. Bu mu yani Premier League'in oyununa kattıkları...

03 Haziran 2008

Euro 2008 Kadroları 15 & 16 - Yunanistan & Avusturya


Bir daha yapabilirler mi, bunu kimse söyleyemez. Kupayı alan takımda herhangi bir revizyona gidilmedi, gerek de yoktu. Hatta o derece ki, yeni çıkardıkları genç yıldız Ninis ilk milli maçında gol atmasına rağmen son kadroya alınmadı. Rusya'nın başında Hiddink olmasa, gruptan çıkmaları garanti derdim ama Hiddink'in bir şekilde gruplardan her zaman çıkan takımlarını hatırlayınca o kadar kesin konuşamıyorum. Yine de 2. lik için en büyük aday Yunanistan bana göre.

Goalkeepers: Antonios Nikopolidis (Olympiacos CFP), Konstantinos Chalkias (Aris Thessaloniki FC), Alexandros Tzorvas (OFI Crete FC).

Defenders: Sotirios Kyrgiakos (Eintracht Frankfurt), Giourkas Seitaridis (Club Atlético de Madrid), Traianos Dellas (AEK Athens FC), Loukas Vintra (Panathinaikos FC), Nikolaos Spiropoulos (Panathinaikos FC), Ioannis Goumas (Panathinaikos FC), Vassilis Torosidis (Olympiacos CFP), Christos Patsatzoglou (Olympiacos CFP), Sokratis Papastathopoulos (AEK Athens FC).

Midfielders: Angelos Basinas (RCD Mallorca), Stelios Giannakopoulos (Released by Bolton Wanderers), Paraskevas Antzas (Olympiacos CFP), Georgios Karagounis (Panathinaikos FC), Alexandros Tziolis (Panathinaikos FC), Konstantinos Katsouranis (SL Benfica).

Forwards: Dimitrios Salpingidis (Panathinaikos FC), Nikolaos Liberopoulos (AEK Athens FC), Theofanis Gekas (Bayer 04 Leverkusen), Georgios Samaras (Celtic FC), Ioannis Amanatidis (Eintracht Frankfurt), Angelos Charisteas (1. FC Nürnberg).

En çok milli olanlar,
Theodoros Zagorakis - 120
Stratos Apostolakis - 96

Angelos Basinas - 88
Antonios Nikopolidis - 87

Dimitris Saravakos - 78


En fazla gol atanlar,
Nikos Anastopoulos - 29
Dimitris Saravakos - 22

Mimis Papaioannnou - 21

Nikos Machlas, Angelos Charisteas - 18

Themistoklis Nikolaidis - 17



Avusturya'da son zamanlarda bir kampanya vardı. Takımın Avrupa Şampiyonası'nda yer almayı hakedecek kalitede olmadığını ve ülkeyi rezil edeceğini söyleyen Avuturyalılar vardı. Haksız da değiller. Ama ev sahibi ülkenin turnuvada yer alması olmazsa olmaz bir olay, büyük ülkeler düzenlerken bu konu göze batmıyor ama kabul edelim ki Avusturya'nın elemeleri geçip Avrupa Şampiyonası oynaması mucize olurdu bu takımla. Belçika da bu yeni moda sayılabilecek ortaklıklardan kaymak yemiş ülkelerden. 2012'de Ukrayna ve Polonya düzenleyecek bu organizasyonu ve yine elemeleri geçmesi şüpheli iki takım, iki kontenjanı dolduracak. 2 Türk asıllı oyuncuları var, bu sene Bundesliga'ya çıkan Hoffenheim'a transfer olan genç kaleci Ramazan Özcan ve Rapid'in orta saha oyuncusu Ümit Korkmaz. Her neyse, Avusturya hakkında bir şey yazmaya gerek olduğunu zannetmiyorum.

Goalkeepers: 23 Ramazan Özcan (Red Bull Salzburg), 1 Alexander Manninger (AC Siena), 21 Jürgen Macho (AEK Athens FC)

Defenders: 14 György Garics (SSC Napoli), 12 Ronald Gercaliu (FK Austria Wien), 17 Martin Hiden (SK Austria Kärnten), 13 Markus Katzer (SK Rapid Wien), 16 Jürgen Patocka (SK Rapid Wien), 4 Emanuel Pogatetz (Middlesbrough FC), 15 Sebastian Prödl (SK Sturm Graz), 3 Martin Stranzl (FC Spartak Moskva).

Midfielders: 6 René Aufhauser (FC Salzburg), 5 Christian Fuchs (SV Mattersburg), 20 Martin Harnik (Werder Bremen), 10 Andreas Ivanschitz (Panathinaikos FC), 11 Ümit Korkmaz (SK Rapid Wien), 8 Christoph Leitgeb (FC Salzburg), 19 Jürgen Säumel (SK Sturm Graz), 2 Joachim Standfest (FK Austria Wien).

Forwards: 22 Erwin Hoffer (SK Rapid Wien), 18 Roman Kienast (Ham-Kam Fotball), 9 Roland Linz (SC Braga), 7 Ivica Vastic (LASK Linz).

En çok milli olanlar,
Andreas Herzog - 103
Anton Polster - 95
Gerhard Hanappi - 93
Karl Koller - 86
Friedl Koncilia, Bruno Pezzey - 84

En fazla gol atanlar,
Anton Polster - 44
Hans Krakl - 34
Erich Hof, Hans Horvath, Anton Schall - 28
Matthias Sindelar - 27
Andreas Herzog - 26

Euro 2008 Kadroları - 14 : Hollanda


Hollanda aslında kadrosunu en erken açıklayan takımlardandı ama geniş kadroların analizleri final kadrolarına veya nispeten daha dar aday kadrolarına göre daha belirsiz olacağından onları sona bırakmayı daha mantıklı bulmuştum.

30 kişiyi açıkladıklarında, bir çok ülkenin yaşadığı gibi onlar da ufak sıkıntılar yaşadı. En büyük sorun tabi Seedorf'un tepkisiydi. Van Basten'le çok yakın olmadıkları bilinen bir durumdu, o yüzden bu konuyu biraz hızlı geçiyorum. Kesilen oyuncular beklendik isimlerdi, Engelaar'ı dışarda tutmak gerekli tabi bunu söylerken. Şu ana kadar sadece Belçika ve Hollanda'da orta sıra takımlarında oynamış bir oyuncu olarak adı okunduğunda kaşlar hafif kalkabilir ki, Engelaar aslında kadronun en yaşlı adamlarından biri. Bu sene kimsenin beklemediği şekilde playoff'larda Ajax'ı eleyip CL biletini kapan Twente'nin kaptanı-ydı. Geçmiş zaman ekine neden olan Engelaar'ın turnuva sonrası Schalke forması giyecek olması. Böyle bir adam da varmış demeyi sevenler için, dikkat edilmesi gereken bir adam, şans alırsa tabi, ki dikkat etmemek pek zor değil 1.96'lık boyuyla.

Sakatlık sonrası Van Persie'nin ne derece formunu bulduğu hala belirsizken, Babel'in sakatlanması kötü bir gelişme oldu bu arada onlar adına. Savunması hazırlıklarda ona da güven vermemiş olacak ki, Hollanda topraklarının yetiştirdiği en odun savunmacılardan Khalid the Cannibal Boulahrouz'u çağırdı Babel'in yarattığı kadro boşluğundan yararlanarak.

Van Basten'in Hollanda'sına bir türlü ısınamadım ben. Bu turnuvada da çok umutlu değilim. İtalya ve Fransa en iyi formlarına sahip değiller belki, evet, ama son Dünya Kupası finalistleri, onları bir kenara koyalım. Grubun nedense ısrarla hakir görülen takımı Romanya'dan elemelerde sadece 1 puan alabildiler ki, o performansın mutlaka üstüne çıkmalılar. Hollanda için aslında biraz maç seçen bir takım da denebilir, bu özelllik başlarına bela açar mı bilmiyorum ama dediğim gibi Hollanda bu gruptan çıkarsa benim için sürpriz olacak.

Hollanda yine beklentileri karşılayamazsa Van Basten gider mi diye düşünen varsa, hatırlatalım. Van Basten turnuva bitiminde işi bırakıp, Ajax'ın başına geçecek. Yerine Van Bommel'in kayınpederi Van Marwijk gelecek ki, oyuncularla nispeten daha iyi geçinen bir adam. Nuri'nin Dortmund'dan hocası, Feyenoord'a götüren de o, dipnot olarak iliştireyim.

Goalkeepers: 1 Edwin van der Sar (Manchester United FC), 16 Maarten Stekelenburg (AFC Ajax), 13 Henk Timmer (Feyenoord).

Defenders: 5 Giovanni van Bronckhorst (Feyenoord), 14 Wilfred Bouma (Aston Villa FC), 15 Tim de Cler (Feyenoord), 3 John Heitinga (AFC Ajax), 4 Joris Mathijsen (Hamburger SV), 12 Mario Melchiot (Wigan Athletic FC), 2 André Ooijer (Blackburn Rovers FC).

Midfielders: 20 Ibrahim Afellay (PSV Eindhoven), 8 Orlando Engelaar (FC Twente), 17 Nigel de Jong (Hamburger SV), 10 Wesley Sneijder (Real Madrid CF), 23 Rafael van der Vaart (Hamburger SV), 6 Demy de Zeeuw (AZ Alkmaar).

Forwards: 19 Klaas Jan Huntelaar (AFC Ajax), 18 Dirk Kuyt (Liverpool FC), 9 Ruud van Nistelrooy (Real Madrid CF), 7 Robin van Persie (Arsenal FC), 11 Arjen Robben (Real Madrid CF), 22 Jan Vennegoor of Hesselink (Celtic FC).


En çok milli olanlar,
Edwin van der Sar - 123
Frank de Boer - 112
Phillip Cocu - 101
Marc Overmars, Clarence Seedorf - 86
Aron Winter - 84

En çok gol atanlar,
Patrick Kluivert - 40
Denis Bergkamp - 37
Faas Wilkes - 35
Johann Cruyff, Abe Lenstra - 33
Ruud van Nistelrooy - 31

01 Haziran 2008

Euro 2008 Kadroları - 13 : Fransa


Geniş kadro açıklayıp, daha sonra sayıyı düşüren takımları sona bırakmak istemiştim ama nerdeyse unutmuştum açıkçası. Zidane'sız ilk büyük turnuvaya çıkacak olan Fransa, bir türlü alışamadığım o kırmızı deplasman formasını giymediği takdirde sempati duyduğum bir takım.

İlk kadrolar açıklandığında en büyük münakaşayı çıkaran olay, tabi ki Trezeguet'nin olmamasıydı. Domenech'in son zamanlarda Trezegol'ün en büyük hayranlarından birini olmadığını zaten biliyorduk, bu da Euro 2008 için çağrılmamasını çok büyük bir sürpriz olarak karşılamamamın sebebi. Yoksa Trezeguet gerçekten de harika bir sezon geçirdi ama dediğim gibi bu performansa bakılarak yapılmış bir seçim değil. Benzema - Henry'nin arkasında oturtulduğunda Trezeguet'nin uslu duracağını hiç zannetmiyorum.

Fransa ofansif olarak yine şöhretli bir rotasyona sahip olsa da, bunu uygulamada çok verimli olarak gösterdikleri söylenemez. Eleme maçlarında yine kimi maçlarda çok zorlandılar, şimdi ki kadroya baktığımızda 3 yıldız 1 yıldız adayı forvetleri (Henry, Anelka, Benzema / Gomis), bu adamları devamlı destekleyecek gole dönük adamlar (Ribery, Govou, Nasri, Malouda) var ama ofansif anlamda kapasitelerinin çok altında olduklarını söylememiz yanlış olmaz.

Orta sahada Domenech'in kimleri tercih edeceğini kestiremiyorum. Takımın veteranlarından Vieira'nın oynaması tabi ki kimseyi şaşırtmaz ama onun Inter'de sezonu çok formsuz kapadığını ve hala sakatlığı bulunduğunu hatırlatmak istiyorum bu noktada. Oyununu beğendiğim adamlardan Toulalan'ın, Domenech'ten alacağı her şansı eminim ki iyi kullanacağını düşünüyorum ki, Makelele'nin de yaşını düşünerek Chelsea'yle çok yıpratıcı bir sezon geçirdiğini unutmayalım. Hangi ikili oynarsa oynasın savunma olarak bir sıkıntı çekmeyeceklerini düşünüyorum.

İtalya'yla beraber çıkarlar, Hollanda'ya şans vermiyorum ben. Bu arada grupta Romanya'nın da o kadar kolay lokma olmayacağını söylemem gerek. Fransa ikinci olarak çıkarsa büyük ihtimalle İspanya'yla eşleşecek. 2006'nın bir nevi rövanşı olacak bu olası eşleşme. Liderlik çok önemli bu grupta.

Goalkeepers: 23 Gregory Coupet (Olympique Lyon), 16 Sebastien Frey (Fiorentina), 1 Steve Mandanda (Olympique Marseille).

Defenders: 3 Eric Abidal (Barcelona), 2 Jean-Alain Boumsong (Lyon), 14 Francois Clerc (Olympique Lyon), 17 Sebastien Squillaci (Olympique Lyon), 5 William Gallas (Arsenal), 13 Patrice Evra (Manchester United), 19 Willy Sagnol (Bayern Munich), 15 Lilian Thuram (Barcelona).

Midfielders: 21 Lassana Diarra (Portsmouth), 6 Claude Makelele (Chelsea), 7 Florent Malouda (Chelsea), 11 Samir Nasri (Olympique Marseille), 20 Jeremy Toulalan (Olympique Lyon), 4 Patrick Vieira (Inter Milan), 22 Franck Ribery (Bayern Munich).

Forwards: 8 Nicolas Anelka (Chelsea), 9 Karim Benzema (Olympique Lyon), 10 Sidney Govou (Olympique Lyon), 18 Bafetimbi Gomis (St Etienne), 12 Thierry Henry (Barcelona),


En fazla milli olanlar,

Lilian Thuram - 138
Marcel Desailly - 116
Zinedine Zidane - 108
Patrick Vieira - 105
Dider Deschamps - 103

En çok gol atanlar,

Thierry Henry -44
Michel Platini - 41
David Trezeguet - 34
Zinedine Zidane - 31
Just Fontaine, Jean Pierre Papin - 30

Euro 2008 Kadroları - 12 - Romanya


Ölm grubuna düşen şanssız Romenler, kupaya hatırlanacak bir ya da birden fazla sonuca imza atmak için geliyorlar. Genel olarak beğendiğim bir kadro yapısına sahip olmalarına rağmen, elemelerde ve hazırlık maçlarında göz doldurmalarına rağmen, bu gruptan çıkacak mucizeyi yaratacak kalibreye sahip değiller.

Goalkeepers: Bogdan Lobont (Dinamo Bucharest), Danut Coman (Rapid Bucharest), Marius Popa (Politehnica Timisoara).

Defenders: Cristian Sapunaru (Rapid Bucharest), Dorin Goian (Steaua Bucharest), Cosmin Moti (Dinamo Bucharest), Cosmin Contra (Getafe), Gabriel Tamas (Auxerre), Stefan Radu (Lazio), Razvan Rat (Shakhtar Donetsk).

Midfielders: Florentin Petre (TSKA Sofia), Paul Codrea (Siena), Razvan Cocis (Lokomotiv Moscow), Cristian Chivu (Inter Milan), Mirel Radoi (Steaua Bucharest), Nicolae Dica (Steaua Bucharest), Banel Nicolita (Steaua Bucharest), Adrian Cristea (Dinamo Bucharest).

Forwards: Adrian Mutu (Fiorentina), Ciprian Marica (VfB Stuttgart), Daniel Niculae (Auxerre), Marius Niculae (Inverness Caledonian Thistle).

En fazla milli olanlar,
Dorinel Munteanu 134
Gheorge Hagi 125
Gheorge Popescu 115
Ladislau Bölöni 108
Dan Petrescu 95


En çok gol atanlar,
Gheorge Hagi 35
Iuliu Bodola 30
Adrian Mutu 28
Anghel Iordănescu 26
Viorel Moldovan 25

22 Mayıs 2008

Euro 2008 : Yeni Kurallar


Uefa, turnuva öncesi iki de yeni kural açıkladı. İkisinin de karşı çıkanları olabilir ama Platini'ye hak verdim.

İlk kural turnuvalarda, özellikle yarı finallerde görmeye alıştığımız bir futbolcu dramını önlemeye yönelik. Daha önce çeyrek final maçında sarı kart gören oyuncu, yarı finalde her zaman diken üstünde olur. Göreceği bir sarı kart, belki de kariyeri boyunca bir daha göremeyeceği ya da belki de ileride arkadaşlarına, çocuklarına veya torunlarına anlatacağı tek maç olacak o büyük anı kaçırmasına neden olacaktır. Ama öyle bir an gelir ki, aklınca bir pozisyonu önlemek için takımı adına faulü yapar ve hakem düdüğü çalar. Hakemin düdüğü çalmasıyla, elini cebine götürmesi arasında geçen o kısa sürede finali kaçıracağını hatırlayan futbolcu ne yapacağını bilemez. Genelde hakeme giderler, hafif Lugano-vari, daha çok "yapma be hocam, gösterme gözünü seveyim" diyen gözler ve yana yatmış bir kafayla.

İşte yeni uygulama bu noktada devreye giriyor ve turnuva sırasında sarı kartlar grup sonunda ve çeyrek finalde sıfırlanıyor. Yani kısacası, finalde oynayamamak için yapılması gereken tek şey yarı finalde sakatlanmak veya kırmızı kart görmek. Kaleciyseniz de, kramponunuzu temizlerken elinizi kesmemeye dikkat edin.

2. kuralsa ölüm gruplarını engellemek için çıkarılıyor gözükse de, mantıklı bir düzenleme. Şöyle ki, Uefa sıralamalarına artık hazırlık maçları dahil edilmeyecek. Eskiden nasıl bir orantı vardı resmi maçlarla hazırlık maçlarından alınan puanlar arasında, bilemiyorum. Yine de hazırlık maçlarından puan kazanmak zaten pek adaletli bir durum değildi.

Tabi bu kurallar Uefa'yı bağlıyor bildiğim kadarıyla sadece. Fifa ve Blatter bu konuda Uefa ve Platini'yi takip eder mi onu da bilmiyorum ama şu aşamada sadece Avrupa turnuvalarında izleyeceğiz bu uygulamaları.

20 Mayıs 2008

Euro 2008 Kadroları - 11 - İtalya


Donadoni dünya şampiyonu kadroyu büyük ölçüde korudu. Giren çıkanlara kısaca bakarsak; Perruzzi'nin yerine De Sanctis, Zaccardo ve sakat Oddo'nun yerlerine Panucci ve Chiellini, Totti'nin yerine Aquilani, Barone'nin yerine Ambrosini olarak özetleyebiliriz.

Forvet hattında elemelerle birlikte başlayan bir yenilenme var, Cassano'nun yeniden çağırılması Del Piero'nun varlığında sürpriz oldu. Şu anda açıklanan kadro 24 kişilik ve büyük ihtimalle bir forvet çıkarılacak, zaten geçen turnuvaya göre bir stoper eksik almış Donadoni, ortayı Barzagli - Cannavaro ve Materazzi ile idare edecek, ihtiyaç olursa Panucci.

Panucci bu senenin ikinci bölümündeki performansıyla formayı kaptı, çağırılmayı bekleyen Inzaghi alınmadı ve büyük arıza çıkardı Milan'ın resmi sitesinde. Totti ve Nesta'nın yokluğu belini büker bu takımın ancak kadro hâlâ kaliteli. Hangisi çağırılacak diye düşündüğüm Montolive ve Aquilani'nin ikisi de çağırıldı, umarım forma şansı bulur en azından biri her maç. Forvette hem Quagliarella hem de Borriello çok formda, bir forvet atılacağı kesin, bu kim olur kestirmek zor.

Goalkeepers: Marco Amelia (Livorno/6 caps), Gianluigi Buffon (Juventus/81), Morgan De Sanctis (Sevilla/ESP/2)

Defenders: Fabio Cannavaro (Real Madrid/ESP/115, capt), Andrea Barzagli (Palermo/21), Giorgio Chiellini (Juventus/9), Fabio Grosso (Lyon/FRA/30), Marco Materazzi (Inter Milan/40), Christian Panucci (AS Roma/52), Gianluca Zambrotta (Barcelona/ESP/70)

Midfielders: Massimo Ambrosini (AC Milan/30), Alberto Aquilani (AS Rome/4), Mauro Camoranesi (Juventus/34), Daniele De Rossi (AS Roma/33), Gennaro Gattuso (AC Milan/57), Riccardo Montolivo (Fiorentina/1), Simone Perrotta (AS Roma/40), Andrea Pirlo (AC Milan/45)

Strikers: Marco Borriello (Genoa/2), Antonio Cassano (Sampdoria/10), Antonio Di Natale (Udinese/17), Alessandro Del Piero (Juventus/85), Fabio Quagliarella (Udinese/8), Luca Toni (Bayern/GER/33)

En fazla milli olanlar,
Paolo Maldini 126
Fabio Cannavaro 115
Dino Zoff 112
Giacinto Facchetti 94
Alessandro Del Piero 85


En çok gol atanlar,
Luigi Riva 35
Giuseppe Meazza 33
Silvio Piola 30
Roberto Baggio 27
Alessandro Del Piero 27

18 Mayıs 2008

Euro 2008 Kadroları - 10 : İspanya

Olacak - olmayacak derken Aragones kadroyu açıklamış ve malesef O yok. O'nsuz bir İspanya takımı görecek olmam, turnuva öncesi en büyük hayalkırıklığım oldu. Forvetteki yeni yıldız Krkic de kadroda yok. Verde'nin yazdığı gibi Krkic'in bu yaşta böyle bir onuru geri çevirmesi çok akıllıca verilmiş bir karar değil kesinlikle. Ama yine de şu ana kadar her yaz U-xy turnuvaları oynayan ve bu sezon da üstüne yoğun A takım temposuna giren bir çocuk için hoşgörülü olunması gereken bir an. Ki zaten İspanya'da ve Aragones'te de böyle bir tavır var. Vicente ve Reyes'i zaten elemelerde de hiç kullanmamıştı. İşin garibi Joaquin (sakatlık durumu nedir bilmiyorum) de yok. Ama o kadar geniş seçenekleriniz var ki söz konusu olan takım İspanya olunca, mesela benim aklımdaki iki isim Espanyol'lu Riera ve Tamudo'ya yer kalmadı.

Kadroda orta saha şişkinliği var biraz. Xavi, Iniesta, Fabregas, Senna, Alonso, hatta De La Red. Belki de kimbilir, Aragones savunmanın önüne eskisi gibi kolay gol yemeyen bir takım yaratma hayaliyle set örüyor. Ben yine de İspanya'nın Portekiz gibi kendi sistemine sadık kalması taraftarıyım. 2006'da favorimdiler, çok da iyiydiler bana kalırsa elenmelerine rağmen. Bugün daha sade bir takım gibiler, ben yine İspanya'nın şansını döndürmesini bekleyeceğim.

Bir diğer detay da, milli takıma en çok oyuncu veren takımların Liverpool ve rezil bir sezon geçiren Valencia olması.

Goalkeepers: Iker Casillas (Real Madrid CF), Pepe Reina (Liverpool FC), Andrés Palop (Sevilla FC).

Defenders: Sergio Ramos (Real Madrid CF), Álvaro Arbeloa (Liverpool FC), Carles Puyol (FC Barcelona), Carlos Marchena (Valencia CF), Raúl Albiol (Valencia CF), Juanito (Real Betis Balompié), Joan Capdevilla (Villarreal CF), Fernando Navarro (RCD Mallorca).

Midfielders: Marcos Senna (Villarreal CF), Xabi Alonso (Liverpool FC), Xavi Hernández (FC Barcelona), Cesc Fábregas (Arsenal FC), Andrés Iniesta (FC Barcelona), Rubén De la Red (Getafe CF), David Silva (Valencia CF), Santiago Cazorla (Villarreal CF).

Forwards: David Villa (Valencia CF), Daniel Güiza (RCD Mallorca), Sergio García (Real Zaragoza), Fernando Torres (Liverpool FC).


En fazla milli olanlar,
Andoni Zubizaretta - 126
Raul Gonzalez - 102
Fernando Hierro - 89
Jose Antonio Camacho - 81
Rafael Gordillo, Iker Casillas - 75

En çok gol atanlar,
Raul Gonzalez - 44
Fernando Hierro - 29
Fernando Morientes - 27
Emilio Butragueno - 26
Alfredo Di Stefano, Julio Salinas - 23


16 Mayıs 2008

İstemiyorum!


Euro 2008'in başlamasına az bir süre kala çürükelmalar da yavaş yavaş dökülüyor. Milan'la iyi bir sezon geçirmesine rağmen takımın içler acısı durumunu düzeltecek katkıyı yapamayan oyunculardan Clarence Seedorf, iki uluslararası şampiyonayı pas geçtikten sonra kadroya davet edilmişti. Açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla van Basten'in kendisine biçtiği rolden rahatsız, daha ön planda olmak istiyor: "Since my return to the national team, the right conditions have not been created to let me perform at my best and to effectively excel as the team member I always strive to be. We have seen from the past that some negative issues with the national team and players are recurring." Kısaca diyebilirim ki, Seedorf çağırılmadığı şampiyonaların yükünü van Basten'in omuzlarına bindirip bir nevi öc almaya çalışıyor. van Basten hem insan olarak, hem futbolcu olarak saygı duyduğunu söylemiş Seedorf'a, görmemiş resti.


Beni asıl şaşırtan ise Bojan Krkic'in yorgun olduğu gerekçesiyle İspanya Milli Takımından affını istemesi oldu. 17 yaşındaki bir adam, İspanya gibi bir milli takımın kadrosuna çağırılıyor ve yorgun olduğu için gitmeyi reddediyor. Endüstriyel futbol bakalım daha neler gösterecek bize? Haberi gördüğüm euro2008blog'da güzel yorumlamışlar hadiseyi: Too tired? Does anyone actually want to play in this tournament? Did it suddenly become the Carling Cup of international football or something? I’m not too happy about this, because youngsters like Bojan emerging on the scene are a big part of what makes a tournament so thrilling. But the 17-year-old would rather stay in bed than play on the big stage this summer. Maybe someone just bought him a copy of Grand Theft Auto 4? I hear it’s addictive.

Euro 2008 Kadroları - 9 : Almanya


Löw'ün kadrosunda en büyük sürpriz Hildebrand'ın olmaması. Adler, 2 senedir geliyorum diyen bir kaleciydi ama zaten burada sürpriz olan o değil Enke. Hildebrand, Canizares'in arkasına giderek yanlış bir transfer yapmıştı zamanında ama Koeman bu sene Valencia'nın şanssızlığı, onun şansı oldu gibi gözükse de gittikçe batan bir takımın laneti üzerinde kaldı. Diğer dikkat çeken adamlardan biri de Gladbach'ın 19 yaşındaki ufaklığı Marko Marin. Marin özellikle kanatta çok etkili bir adam. Löw'ün de çok tuttuğu oyunculardan biri ama final kadrosuna girebilecek mi bilemiyorum. Milan'ın istediği haberleri vardı, kadroya girmesi Milan için çok iyi bir haber olmaz mali olarak. Forvet rotasyonunda biraz genişlik var, ordan da bir oyuncu kesilmesi kuvvetle muhtemel. Veteran Neuville veya Köln'ü Bundesliga'ya taşıyan Helmes de muhtemelen kadroya giremeyecek. Bir diğer sürpriz isim de yine kesilmesini beklediğim Trochowski olsa da, en güzel haber bir türlü sevemediğim Asamoah'ın olmaması.

Almanya'nın en büyük şansı, Ballack'ın (bilen bilir, ona karşı da güzel duygularım yok pek) artık eski formunu yakalamış olması. İyileştiğinden beri lige ve Şampiyonlar Ligi'ne tutunan Chelsea'nin bana göre en formda oyuncusu. Açıkçası yazabilecek büyük bir dezavantaj bulamıyorum Almanya hakkında, en sağlam favorilerden biri diyip ucu açık bağlama yapalım.

Goalkeepers: Jens Lehmann (Arsenal FC), Robert Enke (Hannover 96), René Adler (Bayer 04 Leverkusen).

Defenders: Christoph Metzelder (Real Madrid CF), Per Mertesacker (Werder Bremen), Philipp Lahm (FC Bayern München), Arne Friedrich (Hertha BSC Berlin), Marcell Jansen (FC Bayern München), Clemens Fritz (Werder Bremen), Heiko Westermann (FC Schalke 04).

Midfielders: Michael Ballack (Chelsea FC), Thomas Hitzlsperger (VfB Stuttgart), Simon Rolfes (Bayer 04 Leverkusen), Torsten Frings (Werder Bremen), Bastian Schweinsteiger (FC Bayern München), Piotr Trochowski (Hamburger SV), Tim Borowski (Werder Bremen), Jermaine Jones (FC Schalke 04), David Odonkor (Real Betis Balompié), Marko Marin (VfL Borussia Mönchengladbach).

Forwards: Miroslav Klose (FC Bayern München), Lukas Podolski (FC Bayern München), Mario Gómez (VfB Stuttgart), Kevin Kuranyi (FC Schalke 04), Oliver Neuville (VfL Borussia Mönchengladbach), Patrick Helmes (1. FC Köln).

En fazla milli olanlar,
Lothar Matthaeus - 150
Jürgen Klinsmann - 108
Jürgen Kohler - 105
Franz Backenbauer - 103
Thomas Haessler - 101

En fazla gol atanlar,
Gerd Müller - 68
Rudi Völler, Jürgen Klinsmann - 47
Karl Heinz Rummenigge - 45
Uwe Seeler - 43
Miroslav Klose - 38

15 Mayıs 2008

Euro 2008 Kadroları - 8 - Rusya


Sedat harika götürüyor bu işi; ancak hazır gaza gelmişken güncelliği bozmama adına ben devam ediyorum, bıraktığı yerden. Guus Hiddink, son maç günlerine girilirken pek de öngörülmeyen bir şekilde, büyüsünü devam ettirdi ve milli takımlar bazında, etkinliğini yitirmiş Ruslarla bir kez daha kapak atmayı başardı, şampiyonaya. Üstelik çıkabilecekleri bir gruptalar, kuralar sonucunda. İspanyolları bir kenara bırakırsak, çok da net farklarla ayrılmayan iki takımla oynayacaklar ve liglerinin henüz yeni başlaması, "underdog" olmak gibi avantajlara da sahipler, işin açıkçası.

Takımın en güçlü yeri kuşkusuz ki en gerisi, yani kaleciler. Akinfeev, senelerdir klup turnuvalarında göz dolduran, Avrupa'nın en iyi kalecilerinden biri. Zenit'le başarılı bir dönem geçiren Malafeev de eklenince, belki de turnuvanın en iyi kaleci ikilisine sahip takım olarak niteleyebiliriz, Rus takımını. Vladimir Gabulov'un en büyük şanssızlığı da önünde bu kadar iyi kaleciler olması.

Defansta klup takımlarında üçlü oynamaya alışmış, Berezutski kardeşler + Ignasevich'in, Hiddink'in düzenine entegre olması problem teşkil edebilir gibi gözükse de grup maçlarında iyi kotardılar, savunma işini de.

Orta sahada yaratıcılık en klişe eksikliklerinden biri olarak görülür, Rusya tarzı takımların. Hani hadi Rusya'yı değerlendirelim dendiğinde, Sovyet ekolünden girilir, topa iyi basan diri oyunculardan dem vurulur da, çoğunlukla yıldız eksikliğidir, içimizi ferahlatan. Bu takımda da "yıldız" diye nitelendirilebilecek bir oyuncu yok; ancak bir takım adaylar var. Andrei Arshavin (tek forvet arkası, yanı falan da oynadığı oluyor.), Uefa yolculuğunun da verdiği gazla, en göze batanları; onun haricinde Lokomotiv'li Diniyar Bilyaletdinov, turnuvanın yıldız parlatanlarından olabilir. Fenerbahçe maçlarında, dribling yeteneği ve hızından pasajlar gösteren Yuri Zhirkov da bu orta sahanın mensuplarından. Kadroya çağrılması süpriz olarak değerlendirilen Sergey Semak da kampta tecrübesiyle faktör olsun diye dahil edildi, büyük ihtimalle ki Rus milli takımının en büyük problemi tecrübesizlik olabilir, turnuvada.

Kerzhakov'un yokluğu problem yaratacaktır, tabii ki. Süre alması beklenen forvetlerden Pogrebnyak ve Pavlyuchenko, benzer özelliklerde adamlar. Uzun, hedef, pivot, etc. Dimitri Sychev ise kadrodaki eli yüzü düzgün, tek Kerzhakov tarzı (!) forvet. Arshavin + uzunlardan biri, duruma göre ikinci yarıda Sychev, en mantıklı senaryo gibi gözüküyor; ancak özellikle de Uefa kupası maçlarında bu kadar da göze batmaya başlamışken, Pogrebnyak ya da hantal Pavlyuchenko beklenen katkıyı verebilecek kalibrede adamlar mı, pek emin değilim.

Renat Yanbaev, Oleg Ivanov ve Aleksandr Pavlenko ilk kez çağırılıyorlar ve kampta en düşük performans gösteren ikisinin de kesilmesi bekleniyor.

İspanya'nın dominant bir grup performansı göstereceğini ön görerek, Rusya'nın bu gruptan çıkma şansı; hakem performansı, oyuncuların psikolojik durumları gibi ufak detaylarla belirlenecek bence.

Goalkeepers: Igor Akinfeev (PFC CSKA Moskva), Vladimir Gabulov (FC Amkar Perm), Vyacheslav Malafeev (FC Zenit St. Petersburg).

Defenders: Aleksandr Anyukov (FC Zenit St. Petersburg), Aleksei Berezutski (PFC CSKA Moskva), Vasili Berezutski (PFC CSKA Moskva), Sergei Ignashevich (PFC CSKA Moskva), Denis Kolodin (FC Dinamo Moskva), Roman Shirokov (FC Zenit St. Petersburg), Renat Yanbayev (FC Lokomotiv Moskva).

Midfielders: Diniyar Bilyaletdinov (FC Lokomotiv Moskva), Dmitri Torbinskiy (FC Lokomotiv Moskva), Vladimir Bystrov (FC Spartak Moskva), Aleksandr Pavlenko (FC Spartak Moskva), Yuri Zhirkov (PFC CSKA Moskva), Konstantin Zyrianov (FC Zenit St. Petersburg), Igor Semshov (FC Dinamo Moskva), Oleg Ivanov (FC Krylya Sovetov Samara), Sergei Semak (FC Rubin Kazan).

Forwards: Roman Adamov (FC Moskva), Roman Pavlyuchenko (FC Spartak Moskva), Dmitri Sychev (FC Lokomotiv Moskva), Pavel Pogrebnyak (FC Zenit St. Petersburg), Andrei Arshavin (FC Zenit St. Petersburg), Ivan Saenko (1. FC Nürnberg)

En fazla milli olanlar;
Oleg Blokhin* - 112
Viktor Onopko - 109
Rinat Dasaev* - 91
Albert Schesternev* - 90
Anatoliy Demyanenko* - 80

En fazla gol atanlar;
Oleg Blokhin* - 42
Oleg Protasov* - 29
Valentin Ivanov*, Vladimir Beschastnykh - 26
Eduard Streltsov* - 25
Viktor Kolotov* - 22

*: SSCB

14 Mayıs 2008

Euro 2008 Kadroları - 7 - Çek Cumhuriyeti


Nerdeyse yarıladık kadroları. Sırada Çekler var. Brückner'in Çek Cumhuriyeti'nde eksikliğini duyacağımız oldukça isim var. Son Dünya Kupası'ndan sonra Poborsky ve Nedved milli takımı bırakmıştı. Onların yokluğunda orta sahanın lideri Rosicky de sezonu kapatınca orta sahada alışmadıkları bir ofansif eksiklik duyacaklar. Brückner, Nedved'den geri dönmesini istedi bu durum üzerine ama Larsson'un aksine, Nedved kabul etmedi bu geri dönüş fırsatını. Bu durumda bu bahsettiğim ofansif rol için kullanılması halinde Sionko, elemelerde iyi iş yapmıştı. Brückner onu düşünebilir.

Goalkeepers: Petr Čech (Chelsea FC), Jaromír Blažek (1. FC Nürnberg), Daniel Zítka (RSC Anderlecht).

Defenders: Marek Jankulovski (AC Milan), David Rozehnal (S.S. Lazio), Tomáš Ujfaluši (ACF Fiorentina), Zdeněk Pospěch (FC København), Zdeněk Grygera (Juventus), Michal Kadlec (AC Sparta Praha), Tomáš Sivok (AC Sparta Praha), Radoslav Kováč (FC Spartak Moskva).

Midfielders: Tomáš Galásek (1. FC Nürnberg), David Jarolím (Hamburger SV), Jaroslav Plašil (CA Osasuna), Jan Polák (RSC Anderlecht), Marek Matějovský (Reading FC), Libor Sionko (FC København), Daniel Pudil (SK Slavia Praha), Stanislav Vlček (RSC Anderlecht).

Forwards: Jan Koller (1. FC Nürnberg), Milan Baroš (Portsmouth FC), Martin Fenin (Eintracht Frankfurt), Václav Svěrkoš (FC Baník Ostrava).

En fazla milli olanlar,
Karel Poborsky - 118
Pavel Nedved - 91
Zdenek Nehoda - 90
Pavel Kuka - 87
Jan Koller - 85

En fazla gol atanlar,
Jan Koller - 52
Antonin Puc - 34
Milan Baros - 31
Zdenek Nehoda, Pavel Kuka - 29
Josef Silny, Oldrich Nejedly - 28

Euro 2008 Kadroları - 6 : İsviçre


Açılış resmini Flash Tv'nin yaratıcı sloganıyla yapmak istedim. Herneyse. Koltuğunu turnuvadan sonra Ottmar Hitzfeld'e kaptıracak olan "Köbi" Kuhn da 26 kişilik ev sahibi kadrosunu açıkladı. Öncelikle Hitzfeld kararı çok akıllıca bir iş, gerçi turnuva başlamadan bunu açıklamak ters de tepebilir onlar açısından, dikkat etmek gerek. Ama Hitzfeld, İsviçre'de çok sevilen ve orada uzun süre futbol oynamış ve takım çalıştırmış bir adam. Hatta yolu İsviçre'den geçmiş olan en büyük hoca diyebiliriz. Hodgson'u unutmuş değilim, onun yeri de onlar için ayrıdır.

Kuhn'un kadrosuna bakarsak, son zamanlardaki jenerasyonun evlerinde de beraber olacağını görüyoruz. Büyük değişiklikler yok, zaten bütün planları bu turnuvaya kadar bir yapılanmaya gitmekti. Savunmadaki önemli adamlar Degen ve Müller hala sakat. Yetişemezlerse turnuvaya kadar Sampdoria'lı Ziegler ve Bolton'lu Dzemaili'nin de içinde olduğu bir reserve listesi de hazır. Kadro da 3 tane Türk asıllı adam var, dikkat çektiği üzere. Hakan Yakın'ı veteran kadrosundan almışlar. Biri zamanında Mateus ve Önder Çengel'le beraber Fenerbahçe'nin getirtip kontrat yaptığı ama Daum'un beğenmemesi üzerine geri gönderilen Gökhan İnler. Gökhan, Zürih'le yaşadığı iki şampiyonluktan sonra bu sezon Udinese'ye gitti ve sakatlıkların da yardımıyla ilk 11'e kadar çıktı Serie A'da. Diğeri ise, ilk milli maçında Wembley'de sonradan oyuna girip İngiltere'ye güzel bir gol atan 1.90'lık forvet Eren Derdiyok. Eren'in alt yaş grubu milli takımlarında 12 maçta 14 golü var. Sadece 19 yaşında olduğunu da bir kenara iliştirmekte yarar var. Şans bulması halinde bir diğer dikkat edilmesi gereken adam City'li Cape Verde asıllı Fernandes.

Goalkeepers: Diego Benaglio (VfL Wolfsburg), Pascal Zuberbühler (Neuchâtel Xamax FC), Fabio Coltorti (Real Racing Club Santander).

Defenders: Philipp Degen (BV Borussia Dortmund), Johan Djourou (Arsenal FC), Mario Eggimann (Karlsruher SC), Stéphane Grichting (AJ Auxerre), Stephan Lichtsteiner (LOSC Lille Métropole), Ludovic Magnin (VfB Stuttgart), Patrick Müller (Olympique Lyonnais), Philippe Senderos (Arsenal FC), Christoph Spycher (Eintracht Frankfurt), Steve von Bergen (Hertha BSC Berlin).

Midfielders: Tranquillo Barnetta (Bayer 04 Leverkusen), Valon Behrami (S.S. Lazio), Ricardo Cabanas (Grasshopper-Club), Gelson Fernandes (Manchester City FC), Daniel Gygax (FC Metz), Benjamin Huggel (FC Basel 1893), Gökhan Inler (Udinese Calcio), Johan Vonlanthen (FC Salzburg), Hakan Yakin (BSC Young Boys).

Forwards: Eren Derdiyok (FC Basel 1893), Alexander Frei (BV Borussia Dortmund), Blaise Kufo* (FC Twente), Marco Streller (FC Basel 1893).


En fazla milli olanlar,
Heinz Hermann - 117
Alain Geiger - 112
Stephain Chapuisat - 103
Johann Vogel - 94
Severino Minelli - 80

En fazla gol atanlar,
Kubilay Türkyılmaz, Max Abegglen III. - 34
Alexander Frei - 32
Andre Abegglen II., Jacques Fatton - 29
Adrian Knup - 26
Joseph Hügi II. - 23

*Bütün kaynaklarda Nkufo yazıyor, doğrusu Kufo olacakmış.

13 Mayıs 2008

Euro 2008 Kadroları - 5 : İsveç


Kesinlikle açıklanan kadrolar arasında en güzel süprizi İsveç yaptı. Henrik Larsson milli takımı bırakmış olmasına rağmen geri dönüyor, kariyerinin sonunda onu bir kez daha izleme şansı bulacak olmam, turnuvaya olan sabırsızlığımı biraz daha arttırıyor. Dün golf oynarken Lagerback'ın kendisine voicemail bıraktığını, mesajı dinlediğindeyse düşünmeden evet dediğini söylüyor Henrik. Adına yakışan bir veda etmek istiyor belli ki, böyle bir motivasyondan ne kadar etkilenir Ibrahimovic, aklımda çok olumlu şeyler yok ama İsveç'in işi zor. 1. kaleci Isaksson son maçında 8 gol yedi, bu sefer gerçekleşecek sanırım Türkiye'ye transferi. Defansta da sorun yaşayacakları kesin ama oradaki avantajları Lagerback'ın defans oyuncularından iyi verim alabilen bir adam olmasıve İsveç'in genelde yardımlaşmalı takım savunması anlayışının oturmuş olması. Linderoth kadroda ama bu sene oynamasını engelleyen sakatlığı geçmediği takdirde yerine Kennedy Bakırcıoğlu hazırda bekletiliyor. Arsene Wenger keşiflerinden Sebastian Larsson da bu sene Birmingham'la iyi bir sene geçirdi bana göre, Premier Lig'de. Defanstaki yeni adamların vereceği katkıyı merak ediyorum, onun dışında dadiyebileceğim tek şey, gruptan çıkamazlarsa (ki hiç kolay değil) Lagerback gider artık.

Goalkeepers: Andreas Isaksson (Manchester City FC), Rami Shaaban (Hammarby), Johan Wiland (IF Elfsborg).

Defenders: Mikael Dorsin (CFR 1907 Cluj), Petter Hansson (Stade Rennais FC), Daniel Majstorovic (FC Basel 1893), Olof Mellberg (Aston Villa FC), Mikael Nilsson (Panathinaikos FC), Andreas Granqvist (Wigan Athletic FC), Fredrik Stoor (Rosenborg BK).

Midfielders: Niclas Alexandersson (IFK Göteborg), Daniel Andersson (Malmö FF), Kim Källström (Olympique Lyonnais), Sebastian Larsson (Birmingham City FC), Fredrik Ljungberg (West Ham United FC), Tobias Linderoth (Galatasaray AS), Christian Wilhelmsson (RC Deportivo La Coruña), Anders Svensson (IF Elfsborg).

Forwards: Marcus Allbäck (FC København), Henrik Larsson (Helsingborgs IF), Johan Elmander (Toulouse FC), Zlatan Ibrahimović (FC Internazionale Milano), Markus Rosenberg (Werder Bremen).


En fazla milli olanlar;
Thomas Ravelli - 143
Roland Nilsson - 116
Björn Nordqvist - 115
Niclas Alexandersson - 112

Patrik Andersson - 96


En fazla gol atanlar;
Sven Rydell - 49
Gunnar Nordahl - 43

Henrik Larsson - 36

Gunnar Gren - 32

Kennet Andersson - 31

Euro 2008 Kadroları - 4 : Portekiz


Thaksin Shinawatra'nın kıskacındaki "Big Phil" Scolari de kadrosunu açıkladı. Porto sonrası daha da parlayanlar olduğu gibi, işleri istedikleri gibi gitmeyen ve piyasaları düşen adamlar da var. O sınıfın adamlarından Maniche, yerini gençlere kaptırdı. Son gençler şampiyonasından bu yana 3 adam daha A takıma entegre edildi. Gerçi o sırada da her iki milli takımda da oynuyorlardı. Nani'yi zaten hepimiz biliyoruz, diğer ikisi de Sporting'in vitrine sunduğu son yetenekler Moutinho ve Veloso. Moutinho'nun 86'lı olmasına rağmen takımının kaptanlığını yaptığını hatırlatayım. Maniche kadroda yok ama kardeşi Jorge Ribeiro kadroya girdi. Kadrodaki 3 sağ bekten ikisi Chelsea'li. Felipao geldiğinden beri iki büyük turnuvada bir finalleri bir de yarı finalleri var bu jenerasyonla. Bu sefer Figo yok ama yıllardır belki de bireysel ve takım performansı olarak geçirilebilecek en iyi sezonu geçiren Ronaldo, olası bir triple'ı zorlayacaktır diye geçiyor aklımdan. Ricardo'nun gidişiyle Sporting'in kalesine geçen 88'li Patricio da, geçirdiği iyi sezonun ardından ilk kez milli takıma seçildi.

Goalkeepers: Ricardo (Real Betis Balompié), Quim (SL Benfica), Rui Patrício (Sporting Clube de Portugal).

Defenders: Paulo Ferreira (Chelsea FC), Ricardo Carvalho (Chelsea FC), Bosingwa (Chelsea FC), Bruno Alves (FC Porto), Jorge Ribeiro (Boavista FC), Miguel (Valencia CF), Fernando Meira (VfB Stuttgart), Pepe (Real Madrid CF).

Midfielders: Petit (SL Benfica), Deco (FC Barcelona), Nani (Manchester United FC), Raul Meireles (FC Porto), Miguel Veloso (Sporting Clube de Portugal), Ricardo Quaresma (FC Porto), João Moutinho (Sporting Clube de Portugal).

Forwards: Nuno Gomes (SL Benfica), Simão Sabrosa (Club Atlético de Madrid), Cristiano Ronaldo (Manchester United FC), Hugo Almeida (Werder Bremen), Hélder Postiga (Panathinaikos FC).

En fazla milli olanlar;
Luis Figo - 127
Fernando Couto - 110
Rui Costa - 94
Pauleta - 88
Joao Pinto - 81

En fazla gol atanlar;
Pauleta - 47
Eusebio - 41
Luis Figo - 32
Nuno Gomes - 28
Rui Costa - 26

11 Mayıs 2008

Euro 2008 Kadroları - 3 : Türkiye

Muhtemelen herkesin görmek istediği veya görmek istemediği kişiler vardır aday kadroda. Benim için en büyük süpriz Mehmet Topuz oldu. Nuri Şahin yine yok, kimse de bana artık jenerasyon-rejenerasyon-dejenerasyon muhabbeti yapmasın. Gerisine de karışmıyorum, anasını satayım.

Kaleciler : Volkan Demirel (Fenerbahçe), Rüştü Reçber (Beşiktaş), Tolga Zengin (Trabzon)

Defans : Servet Çetin, Hakan Balta, Sabri Sarıoğlu (Galatasaray), İbrahim Kaş, Gökhan Zan (Beşiktaş), Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Emre Aşık (Ankara)

Orta Saha : Hamit Altıntop (Bayern), Yıldıray Baştürk (Stuttgart), Gökdeniz Karadeniz (Rubin Kazan), Mehmet Aurelio, Colin Kazım Richards, Uğur Boral (Fenerbahçe), Tümer Metin (Larissa), Arda Turan, Ayhan Akman, Mehmet Topal (Galatasaray), Emre Belözoğlu (Newcastle United)

Forvet : Mevlüt Erdinç (Sochaux), Halil Altıntop (Schalke 04), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Tuncay Şanlı (Middlesbrough), Nihat Kahveci (Villareal)

En çok milli olanlar,
Rüştü Reçber - 115
Hakan Şükür - 112
Bülent Korkmaz - 102
Tugay Kerimoğlu - 94
Alpay Özalan - 90

En çok gol atanlar,
Hakan Şükür - 51
Lefter Küçükandonyadis - 21
Cemil Turan, Metin Oktay - 19
Zeki Rıza Sporel - 15
Tuncay Şanlı, Nihat Kahveci - 14