15 Mart 2009

Rudy'nin Mektubu

Rudy Fernandez, bilindiği gibi son Lakers maçında Trevor Ariza'nın flagrant faulüyle ters düşmüş, ciddi bir sakatlık direği yalayıp dışarı çıkmıştı. Rudy, Avrupa'dayken çok hazzettiğim bir oyuncu değildi, hatta son zamanlarda Avrupa'da izlediğim en flopper (Arif Erdem ekolü) adamlardan biriydi, kendini yere attığı için teknik faul almışlığı bile vardır ki, basketbol sahasında ilk kez böyle bir şey görmüştüm. Ama Rudy, Amerika'ya geldiğinden beri bu huyunu bırakmış gözüküyor. Yararlı da oynuyor, üstelik smaç yarışmasında hakkı fena yenildi ve birden bana sempatik gelmeye başladı. Aşağıdaki de bir Blazers blog'undan alıntı, durumunu merak edenlere o anın ve sonrasının, Rudy'nin kaleminden tekrarı.

What you don't know about my fall

I'm writing this without a voice. It seems that I had something of a cold, and since the hit by Ariza, I'm completely hoarse. That's one of the things that hasn't been explained about the incident that I'm going to tell you about.

That night my Mother, Maite, had fallen asleep watching the game against the Lakers, and she opened her eyes right when Brandon Roy passed me the ball as I was running towards the hoop. My girlfriend, Cristina, turned on the TV and the first thing she saw was me on a stretcher. You can imagine what went through their minds. The first thing they did was call "El Chacho" (Sergio), but he'd changed his phone number so they couldn't get a hold of him. My agents were calling Portland, and the team was calling them. My grandparents were also very nervous. Luckily they found out right away that things were ok, but even when I spoke with my Mother and my Girlfriend they both wanted to get on the next plane to Portland.

Luckily Sergio was able to calm the waters, along with my six friends who are here from Malorca. They were able to talk to everyone in Spain and let them know that I'll be able to play on Sunday, and that I'm alright, it was just a big scare. Very big.

In the hospital I watched the game with Sergio. Every time I watch it I wonder how it is possible that nothing serious happened. When I was in the air I was thinking, "Where's the ground?" And the second I realized what had happened---Boom! The landing. It's amazing that I didn't hurt my left arm, especially since I'd hurt it a while ago in a Copa ULEB game. A few years ago I had a similar incident with Salva Guardia which made me a little dizzy, but nothing compared to this.

On TV you could see how long I was on the ground. The doctors were asking if I could feel my legs and arms, and I told them I was fine, but it was really hard to breath. That's why I was so worried. When they brought out the neck brace I told them it wasn't necessary, but they said that they had to put it on as a precaution.

To tell the truth, I feel proud of the fight that broke out after the incident with Ariza. Obviously it's good that no one got punched or anything, but it makes me feel like I'm covered. It really shows that my teammates have my back, and that we are a united team, even though I just laid there while the rest were pushing people around . . .

A lot of people called when I was in the hospital. It was amazing. One of the trainers from the team came to see me, but everyone called. Pau Gasol was really worried. Trevor Ariza sent an apology through Pau, which I'm thankful for. Of everyone who called, the one that really surprised me was Eduardo Portela, President of the ACB. I'm glad he called, and I want to thank him for doing so.

09 Mart 2009

TürBülent Hoca'dan inciler


Röportaj bomba, tamamını okumakta fayda var -zira hoca bu sefer incileri üstüste dizmeyi başarmış- ancak ben yine de üşenenlere favori alıntılarımı aktarayım. Röportajın başlığı: "Balili'nin soyadı Uygun olacak!"Üzerine kitap yazılacak adamsın hoca!

- Unutmasınlar, fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun martı sevdiği denizden asla vazgeçmezmiş. Biz bindiğimiz bu gemide pek çok fırtına ve lodosla karşılaşacağız. Entrikalar göreceğiz ama gemimizi varacağı hedefe sevgiyle, güzelliklerle yanaştıracağız.

- Sorumluluğum büyük. Altı yıldır Sivas’tayım. Eskiden İstanbul’da Laila’lardayken Sivas’ta La ilahe illallah’lardayım.


- At insana güven veriyor. Üzerinde adeta dans ediyorum. Tarif edilmez bir duygu.

- İki ay zarfında büyük ihtimalle Türk vatandaşı olacak. Atak olduğu için bu ismi bulduk. Uygun’u da bana sevgisinden ötürü seçti. Balili benim evladım gibidir. Hatta belki düğününde nikah şahidi olacağım. Mayıs’ta İsrail’de düğünümüz var. İnşallah biz de onunla gideceğiz. Orada onu hamama sokacağız. Geline kına gecesi yapacağız. Hem kendi adetlerine hem Türk adetlerine uygun bir düğün olacak.


- Futbolcumun uyurken yorganınının açılıp açılmadığına kadar bilirim. Yatırım yapmak isteyenlere mutlaka yol gösteririm. Araba alırken veya satarken de akıl veririm.


fotolar ve röportaj: milliyet

19 Şubat 2009

Tyson Chandler


Tyson Chandler = Chris Wilcox + Joe Smith + DeVon Hardin'in hakları takası direkten döndü. Chandler sağlık kontrolünden geçemedi ve takas gerçekleşmemiş durumda şu an, deadline'a 9 saat kalmışken. Bu takasın ekonomik bir karar olduğunu söylemeye gerek yok, Hornets'ta krizden etkilenen takımlar arasında. Chandler'ın kontratından kurtulmak bu anlamda onlara nefes aldıracaktı ama uzun vadede başaltı bir takım olarak 3. en iyi oyuncusunu yollamak belki de onlara Chris Paul'ü kaybettirebilirdi. Chandler, Thunder için güzel bir ekleme olurdu ki, Thunder'ın sene başından beri istikrarlı oynattığı bir pivot yoktu. Petro, Swift, Wilcox, Collison, Smith, Krstic'i denediler ama her maç rotasyonla oynadıkları için istikrarlı katkı alamadılar. İnsanlar Chandler Thunder'ın ihtiyacı olan ribaundçu uzun olur dediklerinde, gözaardı ettikleri olay bu. Mesela Wilcox ve Collison pozisyonlarına göre fena olmayan ribaundçular. Ama Thunder'ın uzun rotasyonu genelde 5 uzun varsa, 5'ine de benzer süreler verip hepsinden averaj katkılar almaya yönelikti.

Chandler'ın takasının gerçekleşmemesi ile ilgili de bir ufak bit yeniği var. Şimdi sağlık kontrolünde Chandler'ın problem yaşadığı ayak başparmağı için, ilerde tekrarlama riski çok yüksek raporu veren ve takası bozan Dr. Yates, aslında Chandler'ı 2 sene önce bu parmaktan ameliyat eden doktor. Chandler'ın söylediğine göre, aynı doktor kendisine birinin ayağının üstüne düşmediği ve ters bir hareket yapmadığı takdirde sakatlığının nüksetmeyeceğini anlattığını söylüyor. Ve o ameliyat sonrasında geçen sezon 79 maç oynadığını, bu sene de hiçbiri ayak parmağı yüzünden olmayan 19 maç kaçırdığını söylüyor.

15 Şubat 2009

Kadir Tapucu

Uzun zaman oldu yazmayalı. Yazıya "en son şu zaman yazmışım vs." gibi bir giriş yapmayı oldum olası istemişimdir, malesef açıp tam tarihe bakacak takatim yok. Takat, böyle mi yazılıyordu, ona dair şüphelerim de yok değil. Takati kontrol edecek takatimin de olmaması durumu daha da karıştıran ve kısaca siktir et demenizden başka bir beklentimin olmadığı bu saçma girişi bitirmem gerektiğini bana hatırlatan bir durum.

Her neyse.

Ana siteyi tekrar güncellemeye başlamamızla ister istemeden oluşan bu ara, parmaklara klavye üzerinde etkisi yok değil. Sezonu yedek kulübesinde battaniye altında geçiren, kutlamalarda arka planda görülen ve eskiyi yad ettiğinde, ulan bu herife ne oldu acaba dediğin adamın birden oyuna girerken bacaklarını titreten adrenalin gibi.

Ya da değil.

Site iyi gidiyor, hayatta okumayı sevmediğim power ranking müessesinde sıkı yazılar çıkıyor, okutuyor. Buraya bu bir sanal reklamdır yazısı koymaya gerek yok, rejimiz de yok zaten. Genç subayların blogu da gittikçe iki ziyaretin arasında geçen süreyi düşürüyor, okuyun. Bu arada 2002 All-Star'a bakıyorum gözucuyla, Wally ayaklarını açarak smaç vurdu, o zamanlar bilyalar yağlı. Abdur-Rahim'i de gördüm, balya balya bilyalar.

Asıl mevzu All-Star olayı tabi. Kendilerine bir-iki mazuratta bulunucam, o kadar hatrımız geçerse. Horse fikri muazzam. Akıl edenleri gözlerinden öpüyorum ama biraz sönüktü Horse, oyunun ait olduğu yeri unutmadan, daha playground adamları ayarlasalar sıkı olurdu. Shooting Stars ve Skill Challenge ağlıyor. Shaq'ın dansı inanılmaz. Rudy'ye üzüldüm, klas smaçlardı. Nate'e lige geldiğinden beri ısınamadım, ligin en ufak adamının çocuk filmlerindeki "bully" üst sınıf tipler gibi takılması sarmadı beni. Superman'in panyanın yanına çarptırdığı ve Nate over Superman'a da hakkını vermeli. JR Smith'in Weems'e yaptığı Andy Warhol jesti güzel, "In 15 minutes everybody will be famous." Organizasyonlara bir çeki-düzen verilir, iş düzelir diye tahmin ediyorum, NBA, WWF'a dönüşmeden. Smaç yarışmasına daha fazla adam çağırılmalı, Shooting Stars'ın fişini çekmeli. Skills Challenge'ın da gereksiz olduğunu düşünenlerdenim ama daha eğlenceli olması için şöyle bir öneri getirebilirim; yarışmacılar, Shaq, Dwight, Yao ve Ilgauskas falan olsun.

Horse demişken, C-Webb ve Kenny çok iyiydi yine. Webber bu broadcasting işini çok iyi kaptı, inanılmaz matrak bir herif zaten, çok da orjinal yorumları var. Ahmad Rashad ve Gary Payton'lı Gametime özetlerini arşivlemeye başladım.

NBA Legends Brunch'a bakınıyorum, en sevdiğim All-Star organizasyonlarından biri. Bir kere brunch. Çoğunu, herkesin konuştuğu bu ortamda her zaman dinleme şansımız yok. Ne muhabbet dönüyordur o masalarda kimbilir, keşke şu maçlarda yaptıkları "wired" olayını burdaki her masaya yapsalar. Bu arada Finals MVP ödülüne Bill Russell'ın adını vermek şık hareket. NBA hakkaten cares.

Superbowl çok iyiydi. Steelers'ın almasına sevindim, Warner ve Fitzgerald Jr. hikayeleri baymaya başlamıştı. Devre sonuna doğru LB James Harrison'ın tarihe geçen 100 yard'lık intercept koşusu ve td'unu izlemeyenler çok şey kaybetti. Roethlisberger de çok iyi bitirdi.

Bu aradaki kayıp zamanda Avustralya Açık da geçti, farkındayım. Tenis konusunda, en azından bu dilde, etrafta sınırlı kaynak var ve takip eden 1-2 kişi de olsa, daha da fazla olsa, geçen sene benim de keyif aldığım ve fena da gitmeyen Grand Slam yazıları serisinin ardından oluşan bu boşluk için kusura bakmayın, napalım. Bayanlar tenisinin ne kadar değişken olduğunu tekrar gördük, ardışık turnuvalardaki bambaşka form durumlarına alışığız ama aynı turnuva içinde bu kadar iniş - çıkış, Dokic'in geri dönüşünün dışındaki benim için en ilginç gelişmeydi. Azarenka'yı, kötü götürdüğü maçta, rakibinin sıcağa daha fazla dayanamaması sayesinde geçen Serena'nın bu kadar rahat bir final çıkarmasının, fiziksel dayanıklılığı ve final tecrübesi en fazla olan hatun olmasıyla açıklayabiliriz ancak. Wozniacki'den son 4-5 Grand Slam'dir, patlama bekliyorum. Takvimin daha arka plan kortlarında iyi oynayıp, güzel bir sıralama yapmış durumda ama artık bir break-through turnuva geçirmesi lazım. Ivanovic, Verdasco'yla takılmaya başladıktan sonra ilk GS'de durum ortada diyerek de pis bir şaka yapayım, içimde kalmasın. Verdasco demişken, Avustralya'nın underdog'larla ilgili bu özel durumuyla ilgili bir şey yazmıştım daha önce. Nando, özellikle sert kortlarda, zaten tehlikeli bir adam olmuştur her zaman, onun sorunu her zaman istikrar oldu. Bir nevi "underachieve" vakası ki, sol el forehand'i turun hakkaten en ters forehand'lerinden biri. Yine Melbourne'deki milliyetçi gruplar arasındaki, tenis dışı sürtüşmelerden bahsetmiştim daha önce. 2009'un kahramanları Sırplar ve Boşnaklar. Djokovic'in, Boşnak asıllı Amerikalı Delic'le oynadığı maçta yine kavgalar çıktı. Baghdatis maçında yine apaçiler korttaydı. Melbourne bu yüzden biraz baymaya başladı, kafa tenisçilerin de bu durumdan çok hoşnut olduğunu zannetmiyorum. Final, belki diğer Federer - Nadal maçları seviyesinde değildi ama yine sadece bu rekabette izleyenebilecek inanılmaz puanlar izlemiş olmaktan hiç rahatsız değilim. Asıl olay seremoniydi tabi, Roger'ı böyle görmek insanı duygulandırıyor. Chandler Can't Cry bölümünü izleyenler için, Chandler'ı bile ağlatabilecek bir andı, Roger'ın binlerce insan kendisini alkışlarken, mikrofon başında ağzını açması, kelimelerin ağzından çıkamaması ve tek duyulanın hıçkırık sesi olması. Bu rekabetin neden hiçbir sporda olamayacak bir kalitede olduğunu da işte bu anda tekrar gördük. Ağlayan rakibiyle kafa kafaya verip üzülen bir Nadal ve son sözü Nadal'a bırakmak için kendisini toparlayıp konuşmasını yapan bir Federer. Çok yaşayın.

Siz de çok yaşayın.

05 Şubat 2009

Karşılıklı Feshedilopheus

Bu türleri yakın olarak tanıyoruz, her gün karşımıza gazete, televizyon, internet marifetiyle geliyorlar. Bu seferki biraz farklı oldu:

Geçtiğimiz hafta, Denizlispor'da yıllardır görev yapan ve hemen herkesin takdir ettiği bir oyuncu olan Roman Kratochvil ile bir diğer yabancı Tomas Abraham takımdan gönderildiler. Amaç; 2 yeni yabancı futbolcuyu getirmekti. Bir maçla anlaşılacak şey değil belki, sonuçta alınan oyuncular da ülkelerinin millî takımlarında çokça görev yapmışlar ama Galatasaray'la oynanan lig maçında görüldü ki; bu iki adam da Kratochvil gibi takıma katkı sağlayacak oyuncular değil.

7 sezon Denizlispor'da oynamış ve amiyane tabirle "ligi bilen" böyle bir oyuncunun boşta kalması garip olurdu. Kratochvil, kısa sürede kendisine kulüp buldu, şimdi Konyaspor için mücadele edecek.


Bugün çıkan habere göre ise Denizlispor teknik direktörü Ümit Kayıhan'ın kontratı, karşılıklı olarak feshedildi.

Mideniz bulanıyor mu?

02 Şubat 2009

Burn One Down


Michael Phelps; bir halk kahramanı. Modern zaman bilmemnesi falan filan... Resimde görüldüğü üzere marihuana işine de merak salabilen bir insan kendisi. İngiliz tabloid basını "kariyerini mahvedebilecek görüntüler" şeklinde spekülatif yorumlar yaparken, kendisi de tipik "bir daha olmayacak" açıklamasını yapmış zaten.

Ben Harper'dan gelsin sevgili Mike;

01 Şubat 2009

God, it's killing me


It's killing me, too. Agla baba, acilirsin.

27 Ocak 2009

NTVMSNBC

Takvimler bilmiyor dönüş gününü
Saatler vuslatı vurmuyor Ayşem...

23 Ocak 2009

Entel adam ucundan döndü


Maç başına 2,8 sayı, 1,9 ribaund, 0,6 asist üreten; etkinliği azalan Spurs hanedanının artık eskisi kadar mide kaldırıcı olmayan savunma silahı, 37 yaşında All-Star beşine girerek taraftar oylamasının tarihine kara bir leke olarak geçebilecek bir oyuncu Bruce Bowen. 1.4 milyon oy almış dün resmileşen sonuçlara göre. Geride bıraktığı oyuncular arasında finalist Lakers'tan Pau Gasol ve 2007 MVP'si Nowitzki de var. İlk beş başlayacak Amare de sadece 70000 oy fark atabilmiş... Söyleyecek başka bir şey yok. 70000 oy All-Star tarihini baştan aşağı değiştirebilirdi. Hani Doğu Konferansı'nda her sene Wade-Iverson-James-KG-Howard beşini görmeye alıştık da, bovın olayı Stern'ün yufka yüreğindeki taraftar sevgisini gözden geçirmesine bile fırsat bırakmazdı.

Peki nasıl oldu bu iş? Organize bir hareket olduğu kesin ancak Marbury gibi nette yer bulmadı ki, şu anda bile mantıklı bir açıklama bulamıyoruz. Belki de herif Amare'yi geçti, Stern müdahele etti falan, komik yani. Taraftar oylamasının da artık rafa kaldırılması gerektiği konusunda başka kanıt arayacak mıyız, ya da Stern Bowen-Battier gibi bir ikili mi görmeyi bekliyor?

Roger - Marat bir kez daha


Yaklaşık iki buçuk saat sonra (10.30'da olaya giriyor Rod Laver Arena, Wozniacki - Dokic maçı var ilk etapta) Marat Safin ve Roger Federer karşı karşıya gelecek Aus Open'da. Federer yıllardır yarı finalden aşağısını görmüyor, geçen sezonu kötü bitirmesini sağlayan formsuzluğunu da atmış gibi. Fakat karşısındaki adam Safin, şakaya gelmez. Bitti dediğin anda bir beş set numarası çeker, şaşırtır. Geçen sezon oynanan Wimbledon finali bir kenarda dursun, Federer'in en acı mağlubiyetidir herhalde 2005 yarı finali. Bu sefer işler o noktaya gelmez diye düşünüyorum ancak bu biraz da Safin'in ilk sette nasıl durduğuna bağlı. Backhand'i iyi durumdaysa işi çetin geçecek dört setli bir maça bağlayabilir, en iyi senaryo da onun adına bu olur bence, bununla beraber sağda solda beş set tiyoları da kol geziyor. Tenis izlemekten uzaklaştım son zamanlarda ama biraz üfürük geliyor bana bu tahminler. İzleyip göreceğiz. Safin "üzerimde baskı yok, bu sebeple geçen seneden çok daha iyi oynuyorum" demiş ama yemezler. Federer de şu açıklamayı yapmış: "aramızda bir rekabet var. ilk gördüğümde, her zaman olduğu gibi, çok sıkı bir eşleşme dedim. bu sebeple mutlu ve heyecanlıyım."

edit: roger temiz gecti.

15 Ocak 2009

Arap'ın yağı


Kesin rakamları belli olmamakla birlikte -200 milyon euro, 100 milyon sterlin, 3 milyar Zimbabwe parası gibi- ilk başta "Milan'da yaşlanmak istiyorum" sözleriyle bir yere gitmeyeceğini belirten Kaka, daha sonra menajeri aracılığıyla City'nin tekliflerini dinleyeceklerini söyledi. Transfer ücreti gibi Kaka'nın alacağı paranın ne kadar olacağı konusunda da spekülasyonlar mevcut, bugün ise City'nin yardımcı teknik direktörü Bowen "anlaşmaya çok yakınız" açıklamasında bulundu.

Micah Richards yerine Nesta'yı da alın, yaptığınız işin bir anlamı olsun sevgili hacılar.

12 Ocak 2009

Hoca ne yaptın?

Gönder abi, dinleyelim

http://www.fizy.org

MSN'den mp3 gönderme, "abi bi dinle, çok seveceksin" eziyetine son verecek bir buluş. Yayına girdikten sonra kulaktan kulağa vasıtasıyla yayılıp New York Times'da kendinden bahsettiren, Google'ın da satın alma girişimleri başlattığı, kurucusu bir Türk olan güzel bir web sitesi.

Test edildi, Mansur Ark bile var.

24 Aralık 2008

Küçük kardeşin kuraları


Bu sezon UEFA Kupası kendi içerisinde garip bir denge yarattı. CL kadar olmasa da, elenenlerin ve birincilerin bazılarına şaşırmayan varsa, ayrı futbol dünyalarını takip ediyoruz demektir.

Öncelikle Sevilla, Schalke, Benfica, Portsmouth gibi CL'de belli başlı gruplarda kalifiye olacak takımların elenmesi olayına değinelim. UEFA Kupası her ne kadar başaltı takımların kupası olarak anılsa, ezelden beridir birinci sınıf takımların ya da ülke klüplerinin ligin arkasında ikinci hatta üçüncü plana attıkları bir kupa da olsa, bu durumun öncelikli sebebinin şans olduğunu belirtmek gerek. UEFA Kupası, daha önce önce hiç bir spor organizasyonunda rastlamadığım derecede saçma bir eliminasyon düzenine sahip. Belki de TBL'de sezon içindeki mçları kazanan takımların playoff serisine de 1-0 önde başlaması saçmalığını koyabiliriz. Ya da Türkiye Kupası'nın büyük takımların elenme şansını sıfıra indiren beşli grup düzeninin (bi dakka, nası yani?).

Hadi beş takımlı grup olayını anladım ama neden sadece birer maç? Elbette ki Doğu bloku deplasmanlarını, ya da en azından grubunda üstünde olmayı beklediğin takımlarla deplasmanda oynamanın şansa bağlı olması da kimin aklının ürünü?

Bir de şöyle bakalım: Eski statüyle CL'de bir takımın şampiyon olmak için eleme turları hariç 17 maç yapması gerekiyordu, bu sayı UEFA Kupası'nda 13 idi (CL'den gelenler için 15). Şu anda CL'de 13, UEFA Kupası'nda 15 oldu. İlginin artırılmak istendiği çok açık. Ama iki kez şampiyon olmuş Sevilla'nın deplasmanda oynayacağı maçlar kura ile belirleniyor, saçma.


Sevilla yine altı puan toplamış ama Benfica'nın o kadroyla sadece bir puan alması hakikaten inanılmaz. Bu vesileyle turun en başarılı takımı Metalist'in de altını çizelim. Beşiktaş'a karşı aldıkları galibiyetten sonra yaşanılan gelişmeler ve şu anki durum üzerine yorum bile yapmaya gerek yok. Zamanında Galatasaray Villarreal'e elenince herkes aynı tepkiyi vermişti. Garip bir bakış açımız var. Yine CSKA Moskova Nancy, Feyenoord, Deportivo gibi vasatın üstü takımların bulunduğu bir grubu firesiz geçti. Liege en önemli gözüken oyuncusunu satıp grubunu lider bitirdi.

* St. Etienne, Valencia, Zenit, Marsilya, Fiorentina, CSKA Moskova ve Hamburg bu turda mutlak favori gördüğüm takımlar.


* PSG ve Wolfsburg liglerinde vasatın üzerine çıkamadılar, PSG bir ihtimal CL vizesi kovalayabilir, ayrıca Felix Magath'ın takımları da sezonun ikinci bölümünde açılır, Wolfsburg az da olsa avantajlı diye düşünüyorum ancak ilk maçta alacakları skora bakar. Şu ana kadar bu kupada namağlup gidiyorlar, ilk mağlubiyet planları bozabilir.

* City arada bir transfer atağına kalkışır mı bilemem, şu andaki kadrolarıyla hiç güven vermiyorlar, ayrıca Danimarka'nın soğuğu bu takımın yarısını çarpar. Kaldı ki, Kopenhag'ın kupadaki performansı da St Etienne mağlubiyeti dışında hiç fena değil.

* Sampdoria Metalist karşısında avantajlı gözükse de iki kupayı götürmeye ne kadar istekli olacaklar bilemiyorum. Sevilla maçı bu konuda olumlu puan oldu, ilk maçta birden fazla fark elde edebilirlerse geçerler, aksi takdirde Metalist affetmez.

* Deportivo da Sampdoria ile aynı düzeyde, ligde vasatın üzerinde, deplasmanlarda kötü ancak Aalborg deplasmanı Metalist kadar zor olmaz diye düşünüyorum, ayrıca CL'den belli adamların futbol anlayışı, daha açık bir kutu. Böyle dediğime bakmayın, favorim Aab.

* Tottenham ve Shakhtar'ın eşleşmesinde hem zor deplasmandan, hem de kupayı daha çok istemesinden dolayı ibre az da olsa Ukrayna'da. Yine de bu turdan kim gelirse gelsin benim sonraki eşleşmede favorim büyük ihtimal CSKA olacak.

* Milan Bremen eşleşmesinde favorim Bremen, Milan'ın sakatlıklardan dolayı bir türlü ritm bulamaması ve kadro dengesizlikleri başlarını ağrıtır, ayrıca UEFA Kupası'nı pek de iplediklerini sanmıyorum.

* Udinese karşısında Lech Poznan favorim, az da olsa. Hatta bu kupa için de sürpriz adayım, beklenenden zaten daha üstteler ancak daha daileri gideceklerini düşünüyorum. Takımın yıldızı Tyrala da Polonya milli takımında oynayacağını açıklamış, ah Mesut da bizi seçse.


* Galatasaray bu turu geçmeye epey yakın diye düşünüyorum, Skibbe'nin Barış Özbek inadından vazgeçip, Sabri ve Kewell'ın da dönmesiyle (Sabri transferolursa ilk pastayı ben keserim, ama Barış'ın sağ bek oynamasından iyidir) her mevkide fersah fersah üstün olacak çocuklar, Baros-Chamakh dahil.

Adettendir, eşleşmeleri bir de sıralı yazalım:
(%46) PSG - Wolfsburg (%54)
(%55) København
- Man. City (%45)

(%35) NEC - Hamburg
(%65)
(%47)
Sampdoria - Metalist (%53)
(%38)
Braga - Standard (%62)
(%35)
Aston Villa - CSKA Moskova (%65)
(%53) Lech - Udinese (%47)
(%45)
Olympiacos - St Etienne (%55)
(%58)
Fiorentina - Ajax (%42)
(%53)
AaB - Deportivo (%47)
(%52)
Bremen - Milan (%48)
(%43) Bordeaux - Galatasaray (%57)
(%44)
Dynamo Kyiv - Valencia (%56)
(%60)
Zenit - Stuttgart (%40)
(%57)
Marseille - Twente (%43)
(%54)
Shakhtar - Tottenham (%46)

14 Aralık 2008

Cavs @ Hawks: Cavs neden kaybetti?


Mâlumunuz, 11 maçtır kazanıyordu arkadaşlar. Atlanta deplasmanında neyi yanlış ya da farklı yaptılar, diye sormak lazım bu durumda.

İlk etapta son maçlarındaki izlenimlerimi aktarayım. Cavs'ın en güçlü ve derin kadrolardan birine sahip olduğunu ve Celtics ile Lakers'a eşdeğer tek ekip olduğunu daha önce defalarca yazdım, çizdim. Geride kalan galibiyet serisinde, fazla vurdumduymaz, hatta yavşak tavırlar içindeki Cavs oyuncularının varlığına, LJ'in 23 sayı 5.5 asist gibi kendi kalibresinde vasatın altı ortalamalarla geri planda kalmasına, hatta ve hatta son çeyreklerde hiç oynamadan takımın 20 farklara göz kırpmasına şahit olduk. Bu durum, benim teorimi destekleyen bir faktör gibi gözükse de, son iki gecedeki maçlarla biraz beynimin bulandığını itiraf etmeliyim.

Bu galibiyet serisi, Cavs'ın gücü kadar, NBA'in de bu sezon ne kadar tırtingen bir lig haline geldiğinin de göstergesidir kanımca. Knicks, Thunder, Warriors, Bucks gibi takımların bu sezon ligde ne bir amacı, ne de bir planı var. Gariptir ki bu takımların sayısı bir hayli fazla. Cavs'ın en takdir edilesi tarafı, bu tip takımlara karşı ipleri gevşetmemesi, daha ilk çeyrekten üstlerine atlayıp işi bitirmesi. LJ de, sahada madem az kalıyorum, kaldığım süre içerisinde yakıp yıkayım mantığı güdüyor doğal olarak.

Ancak, Mo Williams dışında istikrarlı katkının gelmediği bir takımda, bu kadar erken dinlenme temposuna girmenin bir faydasını da göremiyorum. Dün geceki maçtan notlarım şunlardır: LeBron James ne kadar insanüstü bir varlık olduğunu tekrar gösterircesine, Hawks'ı dişledi de dişledi, habire ya boş adamı buldu ya da potaya gitti. Laubali bir şutuna, tembel bir savunmasına ya da patlayıcılıktan yoksun bir penetresine şahit olmadım. Ne yazık ki, o ve Mo dışında işin ciddiyetinin farkında olan pek yok gibi. Z ve BB Gibson yokken, malı masaya koyup dakika istediğini göstermesi gereken Szczerbiak 0/5 atıyor, Wallace sahada var mı yok mu belli değil, Delonte hem kötü şut seçiyor hem de cebine konan topları tuğla misali fırlatıyor.

Şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim arkadaşlar:

0:22 Bibby Jump Shot: Missed
0:20 Horford Rebound (Off:2 Def:6)

0:18 Varejao Foul:Personal (5 PF)

0:18 [ATL 95-92] Williams Free Throw 1 of 2 (17 PTS)

0:18 Williams Free Throw 2 of 2 missed

0:16 James Rebound (Off:1 Def:4)

0:09 Williams 3pt Shot: Missed

0:06 James Rebound (Off:2 Def:4)

0:03 West 3pt Shot: Missed

0:02 Williams Rebound (Off:2 Def:5)


Gördüğünüz gibi Cavs iki sayı geride, son çeyreğin tamamında olduğu gibi LJ Joe Johnson'ın başında, tabiri caizse it gibi savunuyor, göstere göstere. JJ de birebir olayında aşmış bir arkadaş. Hawks doğal olarak switch vasıtasıyla LJ'den kurtarmak istiyor JJ'i, Bibby fasaryadan bir perde yapıyor, switch gerçekleşiyor, Mo kalıyor karşısında. LJ de bu durumdan tatmin olmuyor ki tekrar JJ'e nasıl geçerimi kovalıyor, bu sırada Bibby topu alıp bir orta mesafe sallıyor süre dolarken, savunma agresif ve güzel yani. Ama o da ne, o sırada eli cebinde bekleyen pota altı oyuncuları ribaundu Horford'a kaptırıyor. Neyse 1/2 falan filan, hücuma geliyor Cavs, mola da yok bu arada, Mike Brown belli ki içmiş önceki gece. LJ önce bir ribaund, akabinde de Mo'ya fena olmayan bir pozisyon yaratıyor, Mo kaçırıyor, hayvansı bir hücum ribaund daha alıyor LJ ve Delonte'ye servisliyor. Yemin ediyorum, Donald McDonald (McDonalds'ın sahibinin adı olaraktan salladım) şu sahneyi görseydi, "ulan biz 100 metre mesafeye sıcak patates götüremiyoruz, herif üç saniyede beş kişiye top dağıtıyor" diyip mavraya girer, dükkanı mükkanı da kapatıp Filipinler'e yerleşirdi.

Reçetemi de sunayım. Bu takımın öyle ilk çeyrekte agresifliğe, 20+ farklı galibiyet serilerine falan ihtiyacı yok. Beraber oynamaya ihtiyacı var, hatta yakın geçen maçlar oynamaya. Zaten kanımca, LeBron ha götünü yırtarak 30 dakika oynamış, ha rölantide 45 dk oynamış, aynı. Zaten daha 23'ünü bitirmemiş adam da yoruluyorsa, Ilgauskas'ın helvasını yiyelim. Delonte'nin Drew Gooden tarzı bir fırçaya ihtiyacı var, hatta fırçadan ziyade tırpan da olur. Anderson Varejao da hafiften o sinir bozan sert savunmasını ve ribaund agresifliğini sahaya koymalı, sana 7 (yazıyla yedi) milyon doları kuaföre git diye mi veriyorlar lan?

Lafı bağlayalım, tüm bu negatif notlara rağmen Cavs 20-4, öyle endişelenecek bir şey yok yani. Şu notları alırken ya da tuşlara basarken de box score falan bakmadım (Wally notunu bay M vermişti). Cavs zaten iyi takım, daha da iyi olacak. Ancak şampiyonluk geçiyorsa kafadan, hafiften cıvataları-somunları sıkmakta fayda var.

10 Aralık 2008

Let's kick Mido out of England


İngiltere'ye ayak bastığından bu yana ırkçı, daha doğrusu dinî seçimi nedeniyle rakip taraftarların sözlü saldırısına uğrayan bir adam Mido. Middlesbrough için önemli bir oyuncu ancak bir Cristiano Ronaldo ya da Cesc Fabregas olmadığı için maruz kaldığı duruma İngiltere futbol federasyonunun sert tepki verdiğini de söyleyemeyiz. Nitekim, Boro öncesi formasını giydiği Tottenham'dayken de benzer saldırılara maruz kaldığında da federasyon işin peşine pek düşmemişti. Son olarak 29 Kasım 2008'de oynanan Newcastle-Middlesbrough derbisinde bu saldırılara maruz kalmasından sonra stad içi kameralarından tespit edilen ve mahkemeye çıkarılan vatandaş hafif sayılabilecek bir para cezasıyla yırttı. Geçen sene yine aynı derbide aynı olaylar sonrasında Mido "Bu tekrarlanacak çünkü FA ilk seferinde hiçbir şey yapmadı" demişti. Adamın Nostradamus olmasına gerek yok tabii... FA ise bu vatandaşın maçlara girmesine engel olacak bir ceza çıkmaması nedeniyle hayal kırıklığına uğramış. Tam bir "resmî ağız" açıklaması...

Benim anlamadığım kısım ise en az Mido kadar Mısırlı ve Mido kadar müslüman olan Amr Zaky'nin bu tür saldırılara maruz kalmaması. Yoksa İngilizler bu adamı Brezilya'lı falan mı sanıyor?

09 Aralık 2008

Topaç Corinthians'da



BBC'nin haberine göre Dişlek, Corinthians ile 1 yıllığına anlaşmış. Haberde, Ronaldo'nun Siena'nın teklifini kabul etmediği de belirtiliyor ama Beşiktaş'tan bahseden yok.

05 Aralık 2008

Rodney Rogers


Acı, çok acı bir haber. Ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz. Kenny Smith'in az önce TNT'de dediği gibi, "he can still live".

02 Aralık 2008

Kaptan dediğin...


Futbolu neden bu kadar çok sevdiğimin, en açık sebebi Francesco Totti. Yıllar yılı fanatik bir Roma taraftarı olmamı sağladı, sadece şahsına münasır futbol stiliyle değil, liderliğiyle, adanmışlığıyla, kulübüne olan bağlılığıyla, karizmasıyla. Bilmiyorum, bu eskiye dayanan takibim ve takdirim, gelişmeleri farklı görmemi mi sağlıyor; ancak Totti'nin son haftalarda sergilediği performans, ilk haftalardaki seri mağlubiyetler ile sudan çıkmış balığa dönen ve taraflı tarafsız herkesi şaşırtan başlangıcın gündüz ve gece gibi değişerek bugünkü hâle gelmesinin bir numaralı sorumlusu olduğunu gösteriyor.

Nasıl başlamıştı Roma sezona? Napoli beraberliği normal bir sonuç olarak gözükse de, Mancini'nin gidişiyle iyice yıldız gücünü kaybeden kadro, Totti'nin de yokluğunda Baptista ile takviye edilmiş, peşinde koşulan Mutu kulübünde kalacağını açıklayınca tabiri caizse "koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi denilmişti". Tabii ki Vucinic-Taddei-Baptista hücum hattı yükü kaldıramadı, hücumda top tutamayan takım bir türlü oyun ritmini de oluşturamadı ve seri puan kayıpları birbirini takip etti.

Hayal kırıklığı yaşatan Serie A maçlarından sonra grubun keki olarak gözüken Cluj'a da puan kaptırılınca, yıllardır kaşıkla eklenip kepçeyle eksiltilen Roma kadrosunun yetersizliği söz konusu oldu. Doğrudur, Totti'nin dönüşüne rağmen bu faktör sabit; ancak Totti etrafındakilerin verimini ve özgüvenini de artıran bir kaptan olduğu için, şu anda eski akıcı futbolu sahada görebiliyoruz. Araya Genoa mağlubiyetinin -deplasman basiretsizliği kadar Genaoa'nın sezona çok hazır girmesiyle de alakalı bir kayıp- girdiği dört maçlık bir periyodda iki Serie A ve CL grubunda Bordeaux'dan gelen galibiyetler,takıma bir nebze nefes aldırdı.

İşler toparlanır gibi gözükürken, ligin en zayıf takımları arasına kafadan yazılacak Siena'ya çok verimsiz, tatsız bir futbol oynandı ve işleri rayından çıkaran bir mağlubiyet eklendi galibiyet zincirinin sonuna. Bu noktada, sezonun başında sakat olan ve henüz formunu bulamamış Totti'ye ihtiyaç olduğu çok açıktı, çünkü Inter karşısında alınacak bir mağlubiyet Roma'yı buhranlara sürükleyecekti. Ama Inter ve Mourinho tabiri caizse acımadı ve moralsiz, eksik yakaladığı rakibini dörtleyerek ateşe odunu attı.

Totti'nin hazır olmadığı çok belliydi, zaten ligdeki mağlubiyet serisi de dört maça uzayacaktı; ancak CL'deki Chelsea deplasmanında ilk defa adam akıllı izlediğim Roma maçında, Totti tabiri caizse topu ilerde müthiş tuttu ve dağıttı, eski günlerinden bir kuple sundu ve Roma da onun rakip sahadaki varlığıyla ne kadar farklı oynadığını hatırladı. Bu olumlu ışıklar, Serie A'daki üst üste üç deplasmandan ve üstüste beşinci maçtan sadece bir puanla çıkmayı engelleyemedi; ancak Chelsea karşısında düzelmenin ilk ışıkları görüldü. Totti'nin toparlanmasıyla birlikte, bu maçı takiben, iyi sonuçlar gelmeye başladı.

Devamındaki maçlarda, Roma sadece Bologna ile berabere kaldı, CL'de toparladı, ligde de makul bir noktaya geldi. Totti, Lecce ve Cluj maçlarında birer frikik golüyle taraftara selam etti, ardından da Fiorentina maçında Frey'i avlayan tek oyuncu oldu. Bir nevi, gemisini batmaktan kurtardı.

En büyük taraftar...


Haberini daha önce okumuştum ama görüntüyü ben de yeni izleyebildim. Yer, Yunanistan. Haftaiçi deplasmanda Inter'i yenen Panathinaikos, evinde alt sıra takımlarından Asteras Tripoli'yle oynuyor. Maç 1-1 devam ederken, uzatmalarda genç ve zıpır bir Pana taraftarı sahaya girip slaloma başlıyor. Tam futbolcuların arasına daldığı sırada, Asteras'ın maçtaki golünü de kaydeden Arjantinli Bastia, ufak bir çelmeyle çocuğu düşürüyor ve görevliler tarafından yakalanmasını sağlıyor. İşte buraya dikkat, bunu gören hakem de bir hışımla Bastia'ya direk kırmızıyı çıkarıyor. Oyunun bir an önce başlayabilmesi için, aslında oyunun soğuması işlerine gelirken, bir jest yapmak isterken kendini soyunma odasına gönderilirken buluyor.