08 Nisan 2009

Şampiyonlar masasında lokum yok


Şampiyonlar Ligi'ni doya doya izlemeyi özlemişim. Huyumdur, bu tip büyük organizasyonlarda eleme turlarına gelindiği zaman iki başaltı takımın mücadelesini izlemeyi tercih ederim. Eğer varsa. Porto da, UEFA ve CL şampiyonluklarıyla başlayan Mourinho aşkı, tiyatro'da gelen zafer, sonrasında çok kısa sürede yeniden yapılanan kadro ve üst seviyede tekrar edilen başarılarla dolu, çok renkli bir menü sundu bize yıllarca. Çok saygı duyduğum, aynı zamanda transfer ve başarı stratejisini de bizim klüplerin örnek alacağı düzeyde tutan bir klüp.

Dün maçtan önce çok fazla ilgili değildim aslında, Liverpool - Chelsea klasiğine konsantre olurum diğerlerine göz ucuyla bakarım diyordum. Man Utd'ın iki sezon boyunca oturttuğu şablon ve fizik güç farkıyla Porto'ya pek nefes aldırmayacağını tahmin ediyordum. Asıl izlemek istediğim maç, yine başaltı sevdamdan kaynaklı, Arsenal - Villarreal idi. Digiturk sağolsun İngiltere'den uzak kaldık, İspanya'da da Ntv şifre giriyor, çulsuz sporsever n'apsın? Doğal olarak Man Utd'ın ligde son beş maçtaki düşüşünü, patır patır dökülen kırmızı kartların sebep ve sonuçlarını çok fazla bilmeden oturduk ekran başına.


Porto beklediğime yakın bir onbirle sahadaydı, defans dörtlüsü zaten çok az değişiyor, sadece sol bekte Fucile görmeye alışmışken adını sanını bilmediğim bir arkadaşı koymuşlardı. Bir de, forvetin arkasını Sektoui ya da Mariano ile ikilemelerini beklerken, sezon başında izlediğim ve pek de bir şey anlamadığım Hulk'ı gördüm. Sonradan öğrendim ki herif 11'e demiri çakmış aradan geçen zamanda. Ona değinmeden yoruma girmek olmaz zira herif öyle bir oynadı ki, Ronaldo'nun saçındaki jöle miktarı gibi detaylara girmeye fırsat bulamadı yayıncı kuruluş spikerleri. 5 milyon € karşılığında Japonya'dan alınmış kendisi, üç sezonda üç farklı takımda gollere doymamış oradaki kariyeri sırasında, evvelinde de Portekiz liginde fazla fırsat bulamamış. Porto'nun stratejisinin gördüğü takdir temelini buradan alıyor kanımca, hücum hattındaki üç oyuncu da ya tanınmamış, ya da önceki takımlarında parlayamamış ve gelişim sürecini de tamamladıktan sonra, yani 22-23 yaşlarında klübe gelmiş oyuncular. Mesela Rodriguez, Fransa'da pek parlayamayıp Benfica'ya kiralanmış, sonra da 6 milyon € gibi vasat bir bonservisle Porto'ya gelmiş. Lisandro'yu Arjantin'den transfer etmek için ise 2,5 milyon € yetmiş.

Demek istediğim, Porto bu adamlarda önceki klüplerinin göremediği bir şeyler görmüş. Önceki klüpler de Monaco gibi, Benfica gibi Porto'ya göre hedefleri çok daha düşük takımlar. Bunun adı oyuncu izlemektir, taktik disipline sahip olmak ve oyuncu alırken sisteme ne kadar uyacağını hesap etmektir, yani bizim ülke futbolu olarak taş devrinde kaldığımız bir alanda mükemmeliyetçiliktir. Kadro mühendisliğidir, yatırımdır, çalışmadır. Tüm bunların üzerine iyi antremandır, Güney Amerika ağırlıklı bir kadroyu Man Utd ile baş edecek fiziksel güce çıkaracak klüp yapısıdır.

Man Utd'a atlamakta fayda var. Alex Ferguson elindekinin en iyisini mi yaptı bu maça çıkardığı kadroda? Bence hayır. Ama Evans'ın hem topu Rodriguez'e vereceğini, üstüne bir de çalım yiyip boş şut attıracağını herhalde hesap etmemiştir. Sanırım bunu hesap eden Porto idi. Defanslarını ileride kurup Man Utd'ın zayıf karnı olan Carrick-Fletcher ikilisine yüklendiler, orayı hem defansla hem de ofansla ayırınca Scholes da geri planda kaldı. Bruno Alves o hatayı yapmasa belki de daha kötü bir sonuç çıkabilirdi maçtan, ev sahibi adına. Maçın tartışmasız yıldızı Hulk sol açıkta başladı, müthiş bir fizik dayanıklılık ve sürat gösterdi maç boyunca, Rodriguez yorgun düşünce sağa geçti ve Evra'yı da baya zorladı. Man Utd'ın otomatikleşen pas örgüsü durumu biraz kurtardı, özellikle 1-1'den sonra. Tevez'in golünü ne yalan söyleyeyim kaçırdım, ama nasıl kaçırdım? Bir baktım top sağ kanatta, önüme eğildim kafamı kaldırdım gol. Sir 1-1'e razıydı bence ve bu gol de tuz biber oldu ama sonra Man Utd kötü bir hatayla golü yedi. Hem de Gary Neville yaptı hatayı. Sir'ün bu eskilere saygı tutkusu da olmasa?

Kanımca Sir dersini iyi çalışır ve rövanşta net bir galibiyetle turu geçerler. Ama Porto da sonuna kadar bu ligin demirbaşı olacak mantalitesi sayesinde.


Arsenal'in bu turda eleneceğini düşünüyordum dünkü maçtan önce, hâlâ da öyle düşünüyorum. Güzel kadro, güzel futbol ama bir şeyler eksik bu takımda. Fabregas'ın döneceğini bilmiyordum, tatlı bir sürpriz olmuş. Ama tüm bu teknik orta saha, top tutan forvet, hızlı ve blok olarak çıkan bek-orta saha kombinasyonu güzel de, Fabregas+Denilson+Nasri+Walcott da biraz zayıf kalıyor be abi... Sürat ve teknik futbolda elbette ki bir çok kapıyı açar ama takım kendi içinde Flamini'sini, Gilberto'sunu arıyor gibi geliyor bana. Nitekim tamamını izlediğim ilk yarıda orta sahada boğdu Villarreal, pas akış musluğunu kıstı, gelgelelim Adebayor o nasıl bir gol arkadaş. Şapkamı çıkartıyorum. Ama Villarreal bu takıma deplasmanda gol atar. Teknik bir yorum değil sadece içgüdü. Arsenal altından kalkar mı, göreceğiz.


fotolar: ESPN Soccernet

Yao Ming

Yao Miiing yumming yumming yumming, Yao Miiing, Yao Miing...

Nostalji 4 - Bir zamanlar Duke

Mike Gminski - 1980


Grant Hill & Christian Laettner - 1992

Mike Krzyzewski & Jay Williams - 2001


Nostalji Serisi

fotolar: CNNSI

BG draft'ta


Bugün itibariyle NBA'e adım atacağını açıkladı Griffin, bir numarada gitmesinin muhtemel olduğu draft'a katılacağını açıklayarak. Ayrı bir iletide kendisiyle ilgili bir dosya hazırlayacağımı söylemiştim, o sebeple buyrun.

Öncelikle, NCAA'i yakından takip etmeyenler için, kendisi bir freshman değil, sophomore. Yani kolejde ikinci sezonunu tamamladı. Geçtiğimiz sezon Derrick Rose ve Michael Beasley'nin klasmanında olmasına rağmen adı pek fazla duyulmamıştı. Bunun elbette ki bazı mantıklı sebepleri var. Öncelikle, herifin fiziği bu seneye göre gerideydi geçen sene. Net bir şekilde doğrulayamadım; ancak boyunun 7-8 santim kadar uzadığı söyleniyor. Özellikle genç takımdaki basketbolcuların hayalidir, "ulan beş santim daha boyum olsa A takıma çıkardım ha" yorumlarıyla süslenen, aniden boy uzama sürprizi. İşte o sürpriz bu arkadaşa çarpmış. Gerçi boyunun kısa olduğu geçtiğimiz sezon da aynı pozisyonda oynuyormuş ve istatistikleri de dikkat çekici ama bu sezon ile karşılaştırınca? Biraz ilerleyelim derim.

İkinci önemli sebep, geçtiğimiz sezon sol dizinde "sprained MCL" yani dizin tam önünde kalan bağların esnemesi problemiyle karşılaşıp sezonu kapaması ve artroskopi olması. Doğal olarak henüz çok genç yaşta böyle bir sakatlık yaşayarak şüpheleri de üzerine çekti ama bu durum onun kolejde bir yıl daha oynamasını ve belki de bir numarada seçilmesini sağlayacak sıçramayı gerçekleştirmesini sağladı. Bu dönemde ailesi ve abisinin müthiş desteğini görmüş. Abisinin takım arkadaşı olduğunu da belirtelim.

Bir diğer önemli sebep de, bu sezon neredeyse kırmadık rekor bırakmayarak NCAA tarihine adını kazıması. Bu sezon yarım bıraktığı Texas maçıyla birlikte 35 maça çıkıp 30 double-double yaptı ki bu David Robinson'ın 31 maçlık rekorundan sadece bir eksik. Sakatlanmadan hemen önceki maçında da "Valentine's day Massacre" olarak bilinen 40 sayı 23 ribaund'luk bir performansı var. Üzerine NCAA şampiyonu Tar Heels'a karşı oynadığı oyunu ekleyin.

Şu anki profili, Charles Barkley formatında bir oyun oynayan ama geçtiğimiz sezonki fiziksel sıçraması sayesinde 2.08'lik bir Charles Barkley haline gelen bir oyuncu olarak tanımlayabiliriz. Müthiş güçlü, müthiş atlet. NCAA'e bir gömlek üstün geliyor fizik olarak, NBA'de bu böyle olmayacak ama yine de adapte olmaması için bir sebep yok. Babasının bir basketbol koçu, abisinin de oyuncu olması da oyunu nasıl bu kadar bilerek oynadığının önemli bir göstergesi. Son olarak hangi lotarya takımının kendisine en uygun olduğunu düşündüm. Şöyle bir sıralama çıktı:

1- Thunder: Hem memleketi, hem Westbrook-Durant-Green gibi fenomen bir üçlüye eklenecek olmak, hem koşan bir takımda müthiş istatistikler yapabileceği gerçeği... Sezon içinde ya da 2010 yazında alınacak All-Star bir uzun ile Thunder'ın adını sandığımızdan çok daha çabuk tepelerde görebiliriz.

2- Grizzlies: Gasol pasör bir uzun ve uzun rotasyonunun skor yükünü tek başına çekebilecek Griffin'in yanında da müthiş bir tamamlayıcı olacaktır. Grizzlies de Griffin eklemesi ve Conley-Mayo-Gay-BG-Gasol beşiyle erken gelecek başarılardan sadece doğru bir koç uzaklığında olacak.

3- Kings: Pasör bir uzun olan Hawes ile beraber oynamak onun için müthiş bir avantaj olabilir. Dakikalarını da Thompson ile paylaşacağını düşünürsek Sacramento halkının uzun rotasyonuna dönüp bakmasına gerek kalmayacak.

14- Wizards: Jamison'la daha yeni kontrat imzalandı, ayrıca Griffin Arenas ve Butler'dan top bekleye bekleye karalar bağlayacaktır.

15- Bucks: Aman yarabbi...

16- Clippers: Hadi kaçtım, görüşürüz.

Michael Jordan: Fotolarla bir efsane

29 Mart 1982


20 Nisan 1986


7 Mayıs 1989


18 Şubat 1991


1 Kasım 1994


18 Mayıs 1995


14 Haziran 1998


16 Nisan 2003

fotolar: CNNSI


07 Nisan 2009

Michael Jordan



Ozan resimlerini koymuş, dün geceki Hall of Fame girişi organizasyonundan. Bayan Stringer bana "stranger" geldi, tanımıyordum, bayan basketbolunun kolejde efsane koçlarından biriymiş. Jerry Sloan büyük koç, Stockton ve Robinson da büyük oyuncular. Herkesin bildiği bir şeyi tekrar yazmamın sebebi, onlara saygısızlık yapmadan bir kelam etmek. Jordan için daha büyük bir şeyler yapılmalıydı, bilmiyorum anladınız mı demek istediğimi ama, Michael Jordan o, bu lige ve bu spora verdiklerinin karşılığında Tanrı olmayı hakediyor, mesela birkaç ay sonra finallerin ilk maçından önce dev bir tören yapılsa şık olmaz mıydı? Hall of Famer olmak da kolay birşey değil ama MJ'den bahsediyoruz ve dediğim gibi bu töreni görünce, benim biraz dudağım büküldü.

Şam


batug'dan:

suriye'nin başşehrinde sinan abi'nin kalfalık dönemi işi camiin bahçesinin girişi. çekerken buraya iyi gider diye düşündüğümü hatırlıyorum ya da tamamen atıyorum. ondört kasım ikibinsekiz. şam'da madridli var. torinolu da.

Nostalji 3 - Slaven Bilic




Kaynak: Globus

Nostalji 1 - Ruud Gullit & Francesco Toldo
Nostalji 2 - Dr. J

Çalsınsazlar, oynasınkızlar

Üç dakika boyunca, sanki cennete gittim de geldim.


Mardi Gras Birthday 2009 from Clayton Cubitt on Vimeo.

18+ demiş miydim?

NBA vagonu

Herhangi bir Amerikan spor sitesine girdiğinizde başlık NCAA ile alâkalı olacaktır bugün, North Carolina'nın Michigan State'i harcadığı final ile özellikle. Maçı ve maç öncesinde bir kaç NCAA maçı izleme fırsatım oldu turnuva boyunca, maçlara ya da takımlara çok fazla değinmeyeceğim ancak dikkat çekmek istediğim bir kaç oyuncu var.


Önce Tyler Hansbrough ve Ty Lawson. Ben açıkçası ikisinin de NBA'de etki bırakacak oyuncular olduklarını düşünmüyorum. Ama nolursa olsun NCAA efsanesi olarak kalacaklar. Tüm çekirdeği 3-4 senedir beraber oynayan bir takımın birbiriyle olan bu uyumuna, kritik maçlarda ve kritik hücumlardaki rahat ve basit oyunlarına pek de aldanmamak gerek. İtiraf etmem gerekir ki Tyler Hansbrough kesinlikle 2.05 ve 115 kiloluk bir azman gibi durmuyor, hatta bu fiziğine göre çok da iyi bir atlet ve ellerine hakim. Ancak NBA'de tutarken fizik olarak yetersiz kalmayacağı bir dört numara yok, çünkü adamın vücut dengesi yerlerde. Ayakları da bir yıldız adayı için kontrolsüz ve yavaş. Üç senedir Ty Lawson ile beraber oynamanın avantajını da fazlasıyla gördüler, ki bu dönemde Deon Thompson, Danny Green ve Wayne Ellington da onlarla beraberdi. Oklahoma daha takım olarak 40 sayı atmışken 21-13 yapan Griffin'e top geçirmeyi neredeyse yarım devre boyunca unutabilirken, UNC doğru şutları seçiyor, doğru hücumları yapıyordu. Ty Lawson da NBA'e adım attığında fizik olarak oldukça yetersiz kalacak, ayrıca maça hükmedecek bir guard olduğunu da hissedemedim. Gideceği takım çok önemli, zaten ikisi de ikinci turun başlarına kadar kalacaktır; ancak ben UNC'nin NBA için potansiyel barındıran bir takım olduğunu düşünmüyorum. Tamamı tecrübesiz olan bir ligde tecrübenin avantajlarını saymaya kalksak yazıyı bitiremeyiz. Final maçının bir bölümünde İhsan Bayülken Ty Lawson'ın Jennings'e göre daha hazır olduğundan bahsetti ama Jennings'deki hızın, top hakimiyetinin, oyunu okumanın Ty Lawson'dakine göre gani gani fazla olduğunu söylemek gerek.


Blake Griffin'e bir parantez açalım. Yaklaşık beş yıldır NCAA turnuvasının en azından F4 kısmını takip etmeye uğraşıyorum. Böyle komple bir oyuncu görmedim. Carlos Boozer kıyaslamaları yapılıyor, ama ben ikisinin sadece şu andaki hallerini kıyaslarım. Boozer lige ilk girdiğinde kesinlikle Griffin'deki yeteneğe sahip değildi. 2.08 boy, 115 kilo ile muhteşem bir fiziğe sahip, çok kuvvetli ve eminim ki ligdeki ilk senesi bittiğinde vücudunu da çok kontrollü kullanmayı öğrenecektir. Şutunu turnuva boyunca fazla göstermedi. Ama sayıya gitme konusunda müthiş bir iç güdüye sahip. Ribaund konusunda ne kadar dominant olduğundan bahsetmeyeceğim, bunu izlemeden anlamanız zor. UNC'nin tecrübeli pota altını Elite 8'de resmen hallaç pamuğu gibi attı. Şu anda bir numarayı çekme ihtimali düşük olan Oklahoma Thunder bu herifi alabilirse, seneye kesinlikle playoff yapar. Gittiği diğer takımlara da aynen sınıf atlatır. O kadar iyi bir oyuncu. Fazla devam etmeyeceğim, belki başka bir iletide biraz daha överim.

Hasheem Thabeet kanımca ligde Griffin'in sağladığı etkiyi uzun vadede sağlayabilecek yegâne isim. Şu an çok ağır, sahayı koşmakta zorlanıyor ama işlenecek potansiyel var. Pozisyon alma ve vücudunu kullanma konusunda iyi durumda, istediği noktada aldığı her topu bitiriyor. Ama yeterince agresif değil. Saydığım tüm negatif özellikler halledilir ama 2.20 olup aynı zamanda sahanın iki tarafında da bu kadar potansiyeli olan bir adam kolay kolay gelmez.

MSU Louisville'i eleyerek bana göre son yılların en büyük sürprizini yaptı ve devam edeceğini düşünüyordum ama bir kez daha tecrübenin dayanılmaz hafifliğini yaşadık. Gelgelelim koç takımı izlenimini her maçta taşıdılar. Top baskı, agresif savunma, hustle, fast break temposunda geçen maçlarında oyuncu bazında değil, kolej klasiği motivasyonlarını çok iyi kullanarak ilerlediler. Suton şutuyla NBA'de iyi kontrat alır. Ancak Kalin Lucas'ın çok çalışması lazım. İçine tişört giyen adamdan zaten yıldız olmaz.

Arizona'nın rüya takımını izleyemedik, zaten Lou tabiri caiz ise rüyanın üzerine beton döktü. Yorum yok. Gerald Henderson, DeJuan Blair gibi oyuncuları çok üstün körü izledim, onları da geçiyorum. Tyreke Evans bir tam maç izledim, iş yapar. Bence 22'den yukarıda gider. Daha sonra devam ederiz. Sırada Şampiyonlar Ligi var.

Front row of Fame

Michael Jordan, David Robinson, John Stockton, C. Vivian Stringer

Earvin "Magic" Johnson, Larry "Legend" Bird

Michael Jordan, David Robinson
Ford Field - Detroit, Michigan
fotolar: yahoo sports

06 Nisan 2009

Nostalji 2 - Dr. J

Julius & Turquoise Erving
1978
Babylon / NY

Enteresan Diyaloglar


İbrahim Toraman: Sık sık Cangele’yle tartıştık, kusura bakmayın. Fakat bana tam 6 kez parmak attı. Böyle bir terbiyesizlik olur mu? Gerçekten kendimi zor tuttum.

Mustafa Denizli: Aferin. Zaten ben de atılacaksın diye çok korktum. Bunlar ne yazık ki futbolun içinde var.

Mustafa Hoca'm, belli, sende de ne hikayeler vardır kimbilir..

Kimin Yalancısıyız?: Vatan

05 Nisan 2009

Ron & Gone

Geçen ay, Houston'daki maçın son çeyreğinde, Artest'le thrash-talk'un dibine vurduktan sonra Kobe kalan 6 dakikada 18 sayı falan atıp, maçı almıştı. Artest'in Kobe'ye ne dediğini bilmiyorduk, ta ki cuma akşamındaki diğer karşılaşmaya kadar.

Asked Friday what he did to rile up Bryant in their previous meeting, Artest smiled.

“I called him the worst player in the world,” he said. “I told him he was the worst player I’ve ever seen in my life.

“ … Some people won’t talk to the guy who actually might kill them. I like to talk to the guy who likes to kill me.”

Anlam aramayın, adam deli işte.

Yeşiller



Felix Magath, tuttuğum takımın başına geçmesini isteyeceğim, sevdiğim antrenörlerden biridir. Oldschool kolej hocaları gibi, eti benim kemiği de benim diyip, ölüm idmanlar yaptıran, oyuncularının bu yüzden arkasından "Saddam" dedikleri bir adam. Her neyse, Volkswagen'in geçen sene onu takımın başına geçirmesi, ardarda geçirdikleri performans/yatırım oranı düşük senelerin ardından 5.'lik ve tarihlerinde ikinci kez Uefa Kupası yolu açmıştı. Bu sezon ilk yarıda Hoffenheim'in yaptığı seri kadar etkileyici bir seri yaptılar ikinci yarıda. Diğer Boşnaklar gibi, Dzeko da inanılmaz bir yıl geçiriyor, hatta Grafite'yle beraber şu an Avrupa'daki en iyi forvet ikililerinden biriler, en verimlileri oldukları kesin. Arda'dan yazın dramatik bir gol yiyen Benaglio, şu an Bundesliga'nın en formda kalecilerinden birisi. Namağlup gidiyorlar ve dün şampiyonluk yolunda en önemli maçta, Magath'ın eski takımı, Bayern'e 5 attı Wolfsburg. Golleri izleyemeyenler için video yukarıda, iki gol var ki dikkat etmek gerek. Dzeko'nun Benaglio'dan alıp tek verkaçla attığı gol ve Grafite'nin belki de yılın golü seçilebilecek, Bayern'le adeta dalga geçerek attığı 5. gol.

44' [1 - 0] C. Gentner
45' [1 - 1] L. Toni
63' [2 - 1] E. Dzeko
66' [3 - 1] E. Dzeko
74' [4 - 1] Grafite
77' [5 - 1] Grafite



Bir diğer maç İspanya'dan. Aurelio da gelecek sezon kendini, Tuncay'ın başına gelebileceği gibi, 2. ligde bulabilir. Aziz Yıldırım'ın laneti mi bilmiyorum. Çok zor değil Betis'in fikstürü ama 16 Kasım'dan beri, yaklaşık 4 aydır, Lopera'da kazanamıyorlar. Dün buna müsait bir rakip ve küme düşme potasına girdikten sonra daha da seferber olmuş bir taraftarla oynamalarına rağmen uzun süre unutamayacakları bir maç oynadılar ve kazanamadılar yine. Almeria'nın ve Bilbao'nun kazandığı haftada, evinde düşme potasındaki Numancia'yı yenememek, üstelik bu şekilde yenememek moral falan bırakmamış olmalı takımda. Son 5 dakikaya mağlup, uzatmalara önde giren Betis, maç boyu 3 tane kırmızı kart + penaltının 2'sinin 90. dakikadan sonra olması, Betis'in mutlak kazanması gereken maçta eksiklerine kaleci Ricardo, golü attıktan sonra sakatlanan Sergio Garcia ve Nelson'u eklemesi. Kesinlikle La Liga'da haftanın maçıydı.

9' [1 - 0] S. Garcia
39' [1 - 1] C.R. Aranda
75' Nélson (kk)
75' [1 - 2] J.J. Barkero (pen.)
85' [2 - 2] J. Capi
90' M.C. Pavon (kk)
90' [3 - 2] R. Oliveira (pen.)
90+5' Ricardo (kk)
90+5' [3 - 3] C.R. Aranda

04 Nisan 2009

NCAA Final 4


Çok uzun tutmaya gerek yok, 2-3 kelime etmek gerek ama.

Michigan St taraftarı arkasına alıp oynayacak ama UConn'un epey size avantajı var. O konuda ne yapacaklar bilmiyorum. UConn'u bir şekilde şaşırtmaları gerek, aklıma tek gelense, uzunları Goran Suton'a dışarda şut yaratabilirlerse, Thabeet ve Robinson gibi adamların tamamen gömülmelerini bir nebze engelleyebilirler. Seyirci işi nasıl etkileyecek bilmiyorum, sonuçta maç Detroit'te ve bir sürü Spartan orada olacak ama çok büyük bir faktör olmaz gibi geliyor bana. Tüm takım gibi Raymar Morgan'ın da adam gibi oynaması gerekiyor, istediğimi göremedim ondan şu ana dek. UConn diyorum ben yine de.


Villanova çok iyi savaşarak geldi öbür tarafta ama UNC, Nova'nın oynadığı bütün takımlardan daha iyi hücum yapabilen bir takım. Tabi kolej maçlarında hiçbir zaman unutulmaması gereken birşey var ki, bana göre, o da Final 4'a gelince beklemediğiniz eller titremeye başlayabilir.

Bir de bu baya güzel bir match-up oldu, 2005'teki olay maçın rövanşı olacak. Bilmeyenler için hatırlatayım, 2005'te Sweet 16'de eşleşmişlerdi. Villanova'da Randy Foye, Allan Ray ve Kyle Lowry vardı. Carolina ise o yıl 4 oyuncusunu sokacaktı lige, yıldızlar topluluğu; Felton, McCants, Marvin Williams, May. Son 10 saniye kala Villanova 3 sayı gerideyken, o ana kadar 2/14 atmış Allan Ray içeri girmişti ve hafif bir temasa rağmen basketi atmıştı, düdük çalmış ve herkes basketi verecek mi hakem diye beklerken, hakemlerden biri ısrarla inanılmaz bir steps çalmıştı. Taktik faulü McCants 1/2 atmış, Lowry'nin üçlüğü yetmeyince de 1 sayı farkla Tar Heels maçı almıştı, sonra da şampiyon olmuşlardı zaten gidip. Ama Villanova'lılar benim bildiğim kadarıyla bu maçı hala hatırlarlar, hatta pozisyonda faulü yapan UNC'lı Melvin Scott, düdük çaldığında faulü basketten önce çalmış olmaları için dua ettiğini, stepsi duyunca çocuklar gibi sevindiğini söylemişti. Güzel bir match-up olduğunu söylemiştim, değil mi?

03 Nisan 2009

8


Dün gece Ortabatı'nın liderliği, dolayısıyla saha avantajı için önemli bir maçtı, Nuggets vs Jazz. Denver insanının giden oyuncuyu anında silme huyuna hastayım. Iverson gittiğinde, tribünde 3 numaralı formalarının üzerine keçeli kalemle Billups yazan apaçiler vardı, dün de Denver Broncos'un sansasyonel quarterback'i Jay Cutler takas oldu ve "Jay Who?" pankartları hazırdı. Herneyse, zaten maçtan ve maçın skorundan daha ilginç olan istatistikler var, Chris "Kuş Adam" Andersen'in yaptığı 8 blok ve JR "Kuşbeyin" Smith'in yolladığı 8 üçlük. Evet, Dwight Howard hala ortalama 2.9 blokla blok kralı ligin ama Andersen'in 2.4'lük ikinciliği, Howard'dan 16 dakika daha az sahada kaldığı dikkate alındığında, çok daha değerli gözüküyor.

George Karl ne dedi soyunma odasında bilmiyorum, "Amansız olun!" mu? Olabilir. Bu arada George Karl demişken, ligdeki "green week" hakkında;

“The only thing I don’t like about that is they remind me of the Celtics.”

Lukas Podolski vs Michael Ballack


1 Nisan 2006
Bayern Münih vs Köln



1 Nisan 2009
Galler vs Almanya

"Halt’s Maul! Lauf selber, du Arschloch!"*

*Kapa çeneni ve koş, seni götdeliği!

Bilmiyorum

Maç yayınları piyasası hakkında hiçbir şey bilmiyorum, dönen parayı da bilmiyorum. Ama çok farklı kanallarda, çok farklı kıtalardan, çok farklı maçlar izledim. Hiçbiri, mesela geçen sene Fenerbahçe - Anderlecht maçında d-smart'a ettiğim gibi, tövbe ettirmemişti bana. Bilmişlik taslamak da istemiyorum ama bu sanal reklam işinin bu ülkede biraz bokunun çıktığının farkına ne zaman varacağız? Varacak mıyız? Hayır, futbol zaten başlıbaşına yeterli stresi sağlayabilen bir aktivite değil mi, Gökhan sağdan bindirirken oraya şemsiye reklamı konursa, izleyen adama o şemsiyenin çağrıştıracağı şey çok bariz. Bilmiyorum.

Maç yönetmenliği işi hakkında pek bir şey bilmiyorum, Riera'nın o ilk şutunu 5-6 kameradan izleyince keyiflendim, sanal reklamlar da başlamamıştı henüz. Ama yanılmıyorsam, atv bütün maçı ofsayt kamerası kullanmadan yayınladı. Penaltıyı da mesela ancak tekrardan görebildim, bu da enteresan bir detay. Ben mi bir tek göremedim, bilmiyorum.

Spikerlik hakkında pek bir şey bilmiyorum, ama maçı anlatan arkadaşın penaltı sonrasında hakemin sabıkalarını "play by play" sayması neyin nesiydi, anlayamadım. Liste özenerek hazırlanmıştı ama penaltı olmasa, verilir miydi hakem Riley'nin Arnavutluk maçını erken bitirdiği detayı, bilmiyorum.

02 Nisan 2009

Bir efsaneydi


Artık gittikçe seyrekleşen NBA haber turumda ilginç, ilginç olduğu kadar dudak büzüştüren, kanımca Iverson'ın Avrupa'ya yolunu açan bir haberle karşılaştım. "I'd rather retire than come off the bench" diyor kendisi, yani kenardan geleceğime geberirim daha iyi.

Cümleyi gördükten sonra bir yutkundum, bir kez daha yutkundum. 12 yıllık veteran, böyle bir arıza çıkarmaz, çıkarsa bile bu cümlelerle çıkarmaz. Iverson'ın şu anda anladım ki, ne takım arkadaşlarına, ne takımına ne de lige bir saygısı kalmış. Seni böyle sevdik ama yok artık Iverson, devamında söyledikleri aşağıdadır:

Hayatımda hiç olmadığım bir durumdayım. Düşündüğümden çok daha zormuş. Sırt sakatlığım sebebiyle, maçın başında oturup, ardından oynayıp, sonra tekrar oturmak zorundayım. Şu şekilde ritmimi bulmam çok zor. Bu şekilde süre alıp etkili olan oyunculara şapkamı çıkartıyorum, ama ben beceremem. Şu anda da zorlanıyorum.

Bu şekilde oynayacağıma emekli olurum, daha iyi. Bu şekilde etkili oynamam mümkün değil. Bir kere, alışık değilim; hem fiziksel, hem mental olarak beni zorluyor. Eğer oynayacak durumdaysam, çıkar oynarım ama şu anda öyle hissetmiyorum. Bu da benim hatam. Bu sıkıntıyı aşacak ve gerekeni yapacak güçte olmalıyım, bir yolunu bulmalıyım en azından. Yüzde yüzünüzle oynayamayınca iş çok zorlaşıyor ve şu anda ben de %100 değilim.

Herif şu anda sakat ve bunları söylemesi normal karşılanabilir, bence, değil. Iverson şu anda öyle bir durumda ki, atletikliği ve çabukluğu da gün be gün eridiği için, ilk beş oyuncusu olarak sıkıntı yaratmayacağı takım yok. Kontratı bu sezon bittiği için, iyi bir kontrat ya da ilk beş hayallerini bir kenara bırakması gerekirdi, en azından gelecek sezonlarda böyle bir duruma tekrar düşeceğini hesap ederekten. Iverson seneye nerede olur? Ben Barcelona diyorum. Daha gerçekçi fikri olan varsa, duyalım.